Türkiye'deki belki de en istikrarlı triatlon organizasyonu, öyle ki Youtube'a girip basit bir arama yapınca dahi Gelibolu'da farklı yıllarda yapılmış yarışlara dair bir çok sonuç sizi karşılıyor. Bu durumun ortaya çıkmasında, yarışın, güzel bir parkura sahip olmasının yanında kuşkusuz bizler için tarihsel önemi de haiz bir coğrafyada organize edilmesi de önemli bir yer tutuyor.
2025 Yılı etkinlik takvimi yayınlanınca, bu yarış takvimde yer alıyor muydu hatırlamıyorum ancak sprint bir müsabakanın yer almadığından emindim. Ocak ayı içerisinde yıllık planımı yaptıktan sonra haftalık egzersizlerime devam ediyordum ancak işyerimdeki yıllık mesai takvimim değişince katılmayı planladığım bir çok yarışa katılamayacağımı fark ettim tabi bununla beraber daha önceden katılamayacağım bazı yarışlara ise katılabilecektim.
Federasyonun sosyal medya hesaplarından yapılan bir duyuru ile Gelibolu Triatlonu'na sprint etabının eklendiğini öğrendim. Normalde bu yarış orta mesafe olarak Challange markası altında yapılmaktaydı ancak bir gün öncesine ise sprint yarışı konulmuştu. Yarışa iki hafta kala bir duyuru daha yayınlandı ve Eylül ayında yapılacak olan Boğaziçi Triatlonu'na katılacak olmanın ön koşulu bu sezonun açılış yarışları olan Serik Triatlonu ya da Gelibolu Triatlonu sprint etabına katılmış olmaktı. Daha önce böyle bir ön koşul var mıydı bilmiyorum ama bir nevi Ironman yarışlarındaki slot sisteminin benzeri artık ülkemiz için de söz konusuydu. Triatlonun yayılması açısından güzel bir gelişme diye nitelendirecek olsam da ben de zaten bu yayılmanın bir tezahürü değil miydim? Hepi topu ikinci sezonumdu ve henüz çok ama çok yeniydim 😊
Eşim ile konuşup haftanın planlarını yaptıktan sonra sprint etabına kaydoldum ve gece mesaisi çıkışı kendimi daha önceden beraber birkaç kez dağ ekspedisyonu yaptığımız sevgili arkadaşım Rahmi'ye doğru yol alırken buldum. Rahmi, Şarköy'de oturuyordu, tatlı ve sakin bir yolculuğun ardından akşama doğru Şarköy'e ulaştım ve Rahmi bana güzel bir yemek ısmarladı. Çok vakit kaybetmeden eve geçip istirahate başladık zira sabah epey erken kalkıp biraz yol alacaktık.
Yarış, havaların soğuk olduğu bir haftaya denk gelmişti, kış boyu Ankara'da sakallarım donarak koştuktan sonra soğuk hava değil ama Mudanya'daki tecrübemden ötürü denizin dalgalı olma ihtimali ben tedirgin ediyordu. Neyseki deniz oldukça sakindi ama yapılan anonslara bakılırsa su çok soğuktu. Wetsuit almıştım, ilk kez kullanacaktım ama 15-16 derecelik soğuğun ne anlama geldiğini kestiremiyordum.
Değişim alanında hazırlıkları tamamlayıp başlangıç takının altında bekleyiş başladı. Deniz kestanesi uyarısından sonra biraz tadım kaçmadı değil, suya girer girmez fazla yürümeden hemen suya bırakacaktım kendimi. Kornalar çaldı ve bir başka mücadele daha başladı.
| Değişim alanında hazırlanıyorum |
Ayağımı suya sokar sokmaz adeta kesildim, su gerçekten çok soğuktu. Birkaç adım attım, wetsuitin faydasını ısı koruma bakımından daha yüzer pozisyona geçmeden hissetmiştim bile. Kulaca başladım, her şey yolunda idi. Mudanya'dan sonra yine Youtube üzerinden izlediğim videolar ile teknik anlamda bir şeyler öğrenmeye çalışmıştım ama hala yeterli düzeyde değildim ve sighting mefhumunu hala tam olarak yapamıyordum. Sadece soldan nefes alabildiğim için, atlet grubunun en sağından çıkmıştım ve solumdaki diğer atletleri takip ederek yüzecektim. Ancak tabiki olmadı, diğer atletlerle mesafe biraz açılınca durup kafamı kaldırıp bir baktım ki, dramatik derecede sağa sapmıştım. Üstelik hakemler botla yanıma gelmişti, jestlerine bakılırsa uzun bir süredir bana seslerini duyurmaya çalışıyorlarmış. Tekrar dubayı kerteriz alarak yüzmeye başladım, sürekli durarak rota düzeltmesi yapıyordum. İlk dubadan sonra güneş tam karşıdan geliyordu, bir an için ikinci dubayı görmekte zorlandım ama deniz oldukça sakin olduğu için yerini tespit ettim ve sakince ilerleyip son dönüşü yaptım ve bitiş takına doğru yol aldım.
![]() |
| Sudan çıktım ve wetsuiti açamıyorum |
23 Dakikada sudan çıkmışım, Mudanya'ya kıyasla 14 dakika daha erken! Ancak bunda denizin oldukça sakin olmasının yeri tabii ki çok büyük. Nabzım ise Mudanya'daki su çıkışıma nazaran daha yüksek. Wetsuit ile su yüzeyinde kalmak ve ilerlemek kolay ama kol çekişleri daha yorucuymuş. Son 300 metrede kolum bir tam tur hareketi yapamaz olmuştu zaten çıktıktan sonra wetsuitin verdiği gerginlikten kolumu arkaya götürüp wetsuiti açamıyorum bile. 30 Saniye kadar yürüdükten sonra hafifçe koşabilmeye başlıyorum ve wetsuiti açıp ilk değişimi tamamlıyorum. Sırada destansı bir coğrafyada 20 kilometrelik bisiklet sürüşü var.
![]() |
| Kollar gergin ve vücut dik, olmaması gereken bir pozisyon. |
![]() |
Bisiklet parkuru 5 km'lik dört git gelden oluşuyor. Değil dönüş viraj dahi yok, hafif iniş çıkışlarla tamamlanacak keyifli bir parkur. Anzak Koyu'nun olduğu kısımda Arnavut kaldırım nedeniyle biraz titreşim hissediliyor ama yolun tamamına bakıldığında önemsenmeyecek bir rahatsızlık söz konusu.
![]() |
| Koşuya yokuşla başlıyoruz, organizasyon ekibi soğuk su takviyesi ile bizi serinletiyor. |
Bisikletten sonra ikinci değişim alanındayım, bisiklet ayakkabılarıyla koşmak çok zor oluyor en kısa zamanda ayakkabıların pedalın üzerine takılı olduğu bir dizilimi öğrenmem lazım. Derin nefesler alarak ayakkabılarımı değiştirip hemen koşuya başlıyorum. 2.5 kilometrelik iki tur atacağız ve değişim alanından çıkar çıkmaz ciddi bir yokuşla karşılaşıyorum, atletlerin yarısı yürüyor. Nabzım 180'e dayanmış ama yürürsem bir daha koşamayacağımı biliyorum. Kadansımı iyice düşürüp çok yavaş tempoyla yokuşu tırmanıyorum, inişte biraz nabzım düzeliyor sonrasında ise iyice alışıyorum ve yarışı sağlıkla tamamlıyorum.
![]() |
| Belli olmasa da çok mutluyum (: |
1 saat 47 dakikada yarışı bitirmişim. Genel toplama bakıldığında en zayıf olduğum branş bisiklet, yine genel toplama göre de en iyi olduğum alan koşu. Tabi bunların hepsi "kendi en iyilerim" yoksa yaptığım süreler rekabetçi olmaktan çok uzaktalar ancak hayat gailesi içerisinde bana fazlasıyla kendimi dinlendirme, eğlendirme ve yeniden üretme imkanı vermekte.
Çıkardığım derslere geleceksek:
Yüzmede kesinlikle özel ders almalıyım, youtube'dan video izleyerek 100m/2:45 lere geldim ama hatalarımı öğrenmem için kesinlikle dışarıdan profesyonel bir gözün beni izlemesi gerekiyor. Öte yandan wetsuit çok iyi bir kaldırma kuvveti sağlıyor doğru ama öte yandan da kol ve omuzlara ve hatta bacaklara ciddi bir direnç bindiriyor. Bu dirençle başa çıkabilmek için sanırım kuvvet ve kara antrenmanları yapmam gerekecek.
Bisiklet en zayıf olduğum ve açıkçası sevmediğim bir branş. Geçmişteki motosiklet tecrübelerimden ötürü Türkiye koşullarında dışarıda bisiklet sürmek istemiyorum eve bir trainer almam gerektiğine ikna oldum.
Koşu: En sık ve düzenli yaptığım antrenmanlar koşuydu nitekim faydasını aldım ancak koşu antrenmanlarımı performanstan ziyade düşük nabız sağlama üzerine yapıyordum. Denizden 170 nabızla çıkıp bisikletten 175 nabızla inince koşudaki düşük nabız antrenmanları pek bir işe yaramıyor. Interval setlerinde gördüğüm nabızları bu yarışın koşu etabında 6:00 pacede görüyordum. Yine de kontrollü gidiş bir toparlanma sağladı nabızda ama ne olursa olsun koşudan ziyade diğer iki branşa eğilip, vücudumu onlarda terbiye etmem gerektiğini anladım.
Son olarak, tam zamanlı, bordrolu bir çalışan ve aynı zamanda sivil toplum faaliyetleri yürüten birisi olarak triatlona bu denli vakit ayırabilmemi sağlayan sevgili eşim ve oğluma sonsuz teşekkürler. Yarış için beni evinde iki gün boyunca ağırlayan sevgili arkadaşım Rahmi Aydoğmuş'a da ayrıca teşekkürler.
Harika Fotoğraflar:
Yağız Gürtuğ: https://www.instagram.com/yagyshoots/
Emirhan Temel:https://www.instagram.com/emirhanthegreat/
Egemen Dağıstanlı: https://www.instagram.com/egemendagistanli/





