Sayfalar

3 Ocak 2026 Cumartesi

90. Büyük Atatürk Koşusu 2025

Türkiye'nin en eski koşu yarışı... Atatürk'ün Ankara'ya ayak basışının şerefine pandemi dönemi dahil tam 90 yıldır devam eden bir gelenek. Her ne kadar son yıllarda eski parkurunda koşulmasa da yine de katılımcıları tarafından büyük bir coşkuyla icra edilmekte ve büyük bir hevesle beklenmektedir.

Bir sene önce gerçekleştirilen Atatürk koşusu benim katıldığım ilk koşu yarışıydı, o zamanlar çok tecrübesiz (hala da tecrübeli olduğum söylenemez) ve bir o kadar da tedirginlikten olsa gerek yarışı tamamlayabileyim yeter diyerek koşmuş, parkurun yokuş olmasından istifade ederek 5:30-6:00 tempo arasında gitmekten çekinmemiş ve neticede 54 dakikada yarışı bitirmiştim. 

Aradan geçen bir yılda yaklaşık 10 farklı triatlon ve koşu yarışına katılmış bir master atlet olarak bu yarışı 5:00 ortalama temponun altında bitirmeyi hedeflemiştim. Bu yarıştan yaklaşık üç ay önce koşulmuş olan ve görece daha az eğimli ve de simetrik bir parkur olan Runkara'daki derecem 5:06 tempo ile 51 dakika idi. 

Haftada iki ya da üç gün koşuyordum. Bir tanesi tempo antrenmanı diğeri ise rahat koşu idi. Tempo antrenmanında kademeli olarak 4:45 tempo ile 4 kilometreye kadar hacim arttırarak koşabilmiştim. Atatürk koşusunda 10 kilometrede yaklaşık 300 metrelik irtifa kaybı vardı, planlamalarım tutarsa hedeflediğim tempoyu yakalayacaktım hatta tüm parkuru (10.8 km) 50 dakika altında koşmak dahi hayallerimi süslemeye başlamıştı. 

Yarış haftasında hacmi iyice azalttım, sadece bir kez havuza gittim bir kez de düşük nabızda trainer antrenmanı yapmıştım. Tek bir sorun vardı, yarış, başkanı olduğum derneğin iki farklı yıl sonu programının tam ortasına denk gelmişti. Üstelik bir de yarışın öncesindeki gece mesaim vardı. Kısacası üzerimde haftalık antrenman yükü olmasa da günlük uykusuzluk ve muhtemelen hrv dengesizliği olacaktı. 

Son olarak yeni aldığım ayakkabılardan da bahsetmek istiyorum. İyice kendime güvenim gelmiş olacak ki karbon plakalı bir ayakkabı edinmeye karar verdim ve deneyerek almak istediğim için Asics ya da Adidas'a yönelmeden Ankamall Nike mağazasına giderek bir çift Nike Vaporfly 4. seri aldım.

Gelelim yarışa; 

Gar binasının önünden bizleri Dikmen'e çıkaracak belediye otobüsünlerinden boş olan bir tanesine bindim, her otobüse koltuk sayısı kadar atlet alıyorlarmış ve otobüslerdeki iki tane gönüllü genç arkadaş atletlerin kit numarasını bir listeye yazarak yarış sonunda sadece kayıtlı olan kişileri otobüse alacakları konusunda bilgi verdi. Dışarıda müthiş bir ayaz vardı ve termometreler -3 dereceyi işaret ediyordu. 900 metre rakımda, şehir merkezinde, soğuğu bu denli hissediyorsak 1200 metrede kim bilir ne ile karşılacaktık. 

Epey tecrübeli master atletle dolu bir otobüse denk gelmiştim ve bunun verdiği mutlulukla, onlarla sohbet ederek Dikmen'e doğru yola çıktık. Dikmen'de yerler karla kaplıydı, parkur açıktı ama havadaki dondurucu ayaz gizli buzlanma ihtimalini arttırıyordu.  

Yarış günü yapılacakları, uyandığım andan itibaren teker teker planlamak beni çok rahatlatıyor, bu yarışta da aynısını yaptım ve uyandığım anda start anına kadar yapmam gereken her şeyi aşama aşama not aldım ve notu da harfiyen uygulamaya çalıştım. 

Yarışa yaklaşık 20 dakika kalmıştı, esneme ve gerdirme çalışmalarını otobüste yaparak birkaç dakikalık bir ısınma jogu ve iki tane de yaklaşık 10 saniyelik son sürat primerleri yapmak için otobüsten indim. Bu alıştırmaları herhangi bir programa dayanarak yapmıyorum, Zwift'deki ısınmalarda kısa ama şiddetli seansların kasları hareketlendirdiğini okuduğumdan beri bunları yapmaya çalışıyorum; Ancak belli bir hedef dahilinde yarış koşacaksanız bir antrenörden yardım almanızı tavsiye ederim. Profesyonel ya da rekabetçi bir hedefim yok, yeni keşfettiğim bu deryada, bu şekilde tabiri caizse "debelenmek" bana inanılmaz bir keyif veriyor.

Geçen yıla kıyasla büyük bir kalabalık vardı, önlerden çıkmaya çalışmayacaktım ama arkalarda da kalmamaya çalışacaktım çünkü Runkara'da epey geriden çıkmıştım ve 6:00 tempoda gidebilmek için dahi fazlaca zigzag çizmek zorunda kalmıştım. Başlangıç için yerimi aldıktan sonra nefes egzersizleri ile nabzımı düşürmeye çalıştım. Artık yarışlarda nabza odaklanmamaya çalışıyorum çünkü hep olduğundan ya da beklediğimden yüksek çıkıyor.

Yarışın başlaması ile parkurun en soluna doğru koşarak ilerlemeye başladım. İlk 4 km hedefim 18 dakika idi. Nabız ya da tempoya bakmadan birkaç dakika koştum, o esnada Garmin'den klasik performans bildirimi geldi. +4'ü görünce sevinmedim desem yalan olur ve iyice gevşeyerek birinci kamikaze yokuşuna girdim. Artık zigzaga gerek kalmamıştı, ayakkabı görevini yapıyordu, kısa ama sık adımlar atmaya çalışıyordum. Yokuşun ortalarında tempomu 3:30'larda görünce bir kez daha sevindim, nabzım ise 170 civarlarında idi. Eğimsiz bir zeminde bu tempoyu sadece interval antrenmanlarda görürken nabzım ise 400 metre sonunda 185 lere geliyordu. Yokuşun avantajını kullanmaya çalışıyordum. 

Nabzımı yaklaşık 15 aydır Garmin hrm pro plus nabız bandından ölçüyordum ve hiç sorun yaşamamıştım ama sanırım vücut kompozisyonunun değişmesinden ve biraz da hızdan kaynaklı ilk kez nabız bandı göbeğime doğru düştü. Birkaç kez yerine doğru kaldırmaya çalışsam da fayda etmedi. Bu esnada ikinci ve daha dik olan yokuşu da salimen tamamlamış ve Türkocağı caddesine gelerek ilk 4 kilometreyi bitirmiştim. Hem de hedef süremden tam 45 saniye önce yani 17 dakika 15 saniyede. Yarışın kalan kısmında eğim azdı, 5:20-5:30 tempoyu çok fazla aşmadığım sürece hedefime ulaşabilecektim.

Milli Kütüphane'ye yaklaşırken göğsüm sıkışır gibi oldu, biraz tedirgin olmuştum. Bu hissiyat Zwift antrenmanlarında da zaman zamaan oluyordu ve iki farklı kardiyolog, efor, eko, ekg ve muayeneden sonra herhangi bir bulguya rastlamamıştı ama yine de tedirgin oldum ve biraz hız düşürdüm. Tıp bayramı koşusunda da benzer bir durum yaşamıştım, son kilometrede, göğüs kafesimin altında dayanılmaz bir ağrı hissetmiştim ve birkaç dakika yürümek zorunda kalmıştım.

Anıtkabir arkasındaki hafif rampayı da tırmanıştan sonra kontrollü bir biçimde 5:00-5:20 tempo aralığında gitmeye devam ettim. Hesaplamalarıma göre 50 dakikanın altında bitirecek gibiydim ama bunun için biraz hıza ihtiyacım vardı. Tandoğan meydanına dönünce son bir sprint ile hızlandım ama TCDD dönüşünü yapınca aynı ağrı beni yine yakaladı ve 5:30 tempoya kadar yavaşlayarak yarışı bitirdim. Süre benim için inanılmazdı: 50:00

Yarış tempom 4:39 idi, 1k'dan 10k'ya ve parkura kadar en iyi derecelerimi yapmıştım ve hedefime varmıştım ancak bütün yarışı 50 dakika altında koşmayı bir saniye ile kaçırmıştım. Tabiki aşırı mutluydum ve madalyayı alıp, soğumadan hafif jogla önce otobüse gidip üstümü değiştirdim. sonra da madalyamla bir fotoğraf çekinerek gelecek senenin hayallerini kurmaya başladım bile. 

Yoğun bir iş temposu, sivil toplum faaliyetleri arasında spora zaman ayırmayı sevgili eşim ve oğluma borçluyum, bu başarımı onlara ithaf ediyorum, iyi ki varlar.