Sayfalar

18 Eylül 2026 Cuma

Boğaziçi Triatlonu 2026

 Akıntının Adaletsiz Gücü 


2026 Yılındaki üçüncü yarışım. İkinci Boğaziçi yarışım. Aynı zamanda bu sezonun ilk olimpik mesafe yarışı. 


Bu satırları yazmaya başlamadan önce sezonun ilk iki yarışı olan Serik ve Ayvalık yarışlarının bloglarını da okudum ve dikkatimi çeken ilk nokta her ikisinde de havanın ve deniz koşullarının benim gibi acemi bir triatlet için çok da uygun olmamamasıymış. Buraya da bir kez daha not düşelim, 2026 yazı kavurucu sıcaklarla değil de kuvvetli Poyraz atakları ile geçti, Avrupa HeatWave ile mücadele ederken biz nasıl serin ve rüzgarlı bir yaz geçirdik onu da uzmanlar açıklasın diyelim ve yarışa geçelim. 

  • Yüzme'de en iyi derecemi Alanya'da 35 dakika ile yapmıştım. 
  • Bisiklette ise 198 NP ile Serik'de yapmıştım. 
  • Koşuda ise Aralık 2025'de Atatürk koşunu 4:40 pace ile 50 dakikada tamamlamıştım. 

Biraz da sezon periyotlamasından bahsedecek olursak, Ayvalık 2026 yazısında çokça bahsettiğim üzere, yarış günü genel antrenman durumum "Verimliye" döndükten sonra tıpkı Serik yarışı sonrasında olduğu gibi hiçbir ders almadan yine bedenime yüklenmeye başladım ve Haziran'ın sonunda hem en uzun sürüşüm olan hem de gerçek bir tırmanış olan Elmadağ'ı güneyden tırmanarak yarışa kadar olan süreyi Garmine'e göre yine sarı ya da turuncu alanda geçirmeyi başardım. TSS, CTL, ATL ve TSB kavramlarından hala bihaberim.

...

Tıpkı 2025 Yarışı gibi 2026 Boğaziçi Triatlonu da yıllık iznimin hemen arkasına denk geldi. Bu, bolca açık su yüzmesi, sıfır bisiklet antrenmanı ve yıllık izinde sabah uygularından feragat ettiğim ölçüde koşu antrenmanı demekti. 

Üç branş içerisinde verdiğim emek karşılığında en az geri dönüşü aldığım alan ise yüzme; Belki de bu yüzden hala yüzme üzerine kafa yorarken 360 derece çekim yapan bir kamera alıp, havuz seanslarımda çekim yapıp ve her set sonrasında bu videoları izleyip neleri yanlış yaptığımı kavramaya çalışmak bana iyi bir fikir gibi göründü ve kamerayı alıp birkaç video çekip bazı bariz hataları düzeltmeye çalıştım ancak sürelerde iyileşme olmayınca Instagram algoritması imdadıma yetişti ve iyi bir girişimci ve yüzücü olan Swim Success hesabını karşıma çıkardı. Kendisinin bir IOS uygulaması mevcutmuş ve aylık abonelik karşılığında 15 günde bir, ayda iki kez kendisine uygulama üzerinden göndereceğiniz videolar üzerinden size teknik analiz videosu çekip yolluyor. 

Benim gibi 2:15 ile 2:45 arasında yüzme temposu gidip gelen ve nerede hata yaptığını kavrayamanlar için iyi bir hizmet olduğunu düşünüyorum. Çünkü yüzme hocaları en az 8-10 saatlik paketler üzerinden çalışmak istiyorlar ve benzer paketler ile iki farklı hoca çalışsam da maalesef sürelerimde pek bir iyileşme olmadı. 

Söz konusu hesaba attığım ilk video ile bana söylenen en somut ve en net geri dönüş "Catch Up" yüzdüğüm oldu. Videolarımı ne kadar izlesem de bunu fark edemiyordum. Hocanın verdiği öneriler ile yüzmeyi kayda değer ölçüde ilerlettim. Okullar kapandığı için Güneş ile Hacettepe'ye kolayca gidip antrenman yapamıyordum ama sitedeki 20 metrelik havuza göre tempolarım çılgın atmaya başlamıştı. 

Yarıştan hemen önceki analiz hakkımı ise tatildeyken, denizde kullanacaktım. Rus bir arkadaş grubundan ricacı olarak kameramı onlara verdim ve paletli olan birisinden hızlıca ayak çırpıp yüzmesini ve 20 saniyelik video kaydedeceğimi söyledim. Ancak Tekniğim öyle düzelmişti ki paletle yüzen kişi önümde kalacak bir hızla yüzememişti. Çareyi sup board kullanan bir arkadaş grubunda buldum. Gençlerden birisi kollarıyla boardu çekerken bir arkadaşı da boardun kuyruğunda kameram ile beni su altından çekti ve hedeflediğim çekime ulaştım. 

Hocanın yorumlarında, övgüler, eleştirilere nazaran baskın olmaya başlayınca özgüvenim iyice yerine geldi. Artık boğaza girip, saldırıya hazırdım. 

Tatil boyunca toplamda üç kez ve yime toplamda 25 kilometre koşu antrenmanı yapmıştım. Bisiklete hiç binememiştim ve yarış günü tam 11 gündür seleden uzakta olmuş olacaktım. 


Tatil dönüşü pedal çevirmeyi unutmamak adına kısa ve kolay bir seansın ardından iki günlük mesai döngümü tamamlayıp, hazırlıkları yaparak yola çıktım. Bisikleti bir gün önceden teslim ettikten sonra biraz parkuru ve çokça denizi izledim ve inceledim. Heyecan ve tedirginlik yine başlamıştı ancak bu kez geçen seneden tecrübeliydim. Hava durumu ve çeşitleri Instagram hesapları ise yıl boyu esen Poyraz nedeniyle akıntının kuvvetli olduğunu ve akıntı nedeniyle dipteki soğuk suyun yüzeye çıktığını belirtiyordu. Nitekim ilk kez bir teknik toplantıda wetsuitin serbest olduğu ilan edildi. Normalde wetsuit kararı yarıştan yarım saat önce atletlere bildiriliyordu ancak bu kez yaklaşık 12 saat önce bildirilmişti. 

Yarış gecesi çok da iyi ve uzun olmayan ve bol sivrisinekli bir uykunun ardından otelden çıkıp değişim alanına doğru yola çıktım. Birkaç dakika ile park yerine giden yolu kaçırdım zira polisler yolu kapatmıştı. Neyseki daha önceden kaydettiğim yedek park yerlerine aracı park edip değişim alanına doğru kısa ama heyecanlı yürüyüşüme başladım. Bir gün önce bisikleti bırakırken ayakkabı dizilimi dahil her şeyi ayarlamıştım. Yarış sabahı ise küçük birkaç hazırlık ve wetsuit giymek dışında yapacağım önemli bir şey yoktu ama sağ lensim sürekli gözüme batıyordu. Wetsuiti giydikten sonra sol gözümü kapatınca sağ gözümdeki lensin aslında gözümden kaydığını fark ettim. Bir an için panikledim acaba lens göz kapağımın arkasında mı kalmıştı. Lens kullananlar bilir bunlar panik senaryolarıdır ancak gözüme ovuşturunca lens tekrar yerine oturuyordu.

Yarış sabahı, konforlu olması adına yeni bir paket lens açmıştım. Bunu ise rutin dışı bir uygulama olarak görmüyordum ancak anlaşılan yarış gün için bunu dahi yapmamak gerekiyordu. Otobüse binmeye giderken artık lens gözümden tamamen kaydı ve tek gözümde gözlük var da diğerinde yok gibi oldukça konforsuz ve rahatsız bir hissiyatla otobüse bindim. 

Yarış öncesinde gerginliğimi etraftaki atletlerle kısa sohbetler yaparak atanlardanım, yine yeni arkadaş edinerek ve herbiriyle birbirimize iyi dileklerlerde bulunduktan sonra Kanlıca İskelesi önünde sıranın bana gelmesini bekledim. Geçen yılın aksine yaş grubu sırası değil de standart bir roll out prosedürü izlendi önümdeki atletlerin birer eksilmesi ile sıra bana geldi ve öyle sanıyorum ki genel toplama göre ortalarda bir yerde iskeleye yanaştırılan bir mavna üzerinden olabildiğince uzağa atlayarak boğaza girdim. 

Su çok sıcak, ne poyraz fırtınası ne kuvvetli akıntı sonucu oluşan upveiller boğaz suyunu serinletmemiş. Kesinlikle wetsuit gereksiz. 2300 metre boyunca bu sıcak suda üstelik wetsuit ile nasıl yüzerim? Aklıma gelen ilk soru bu oluyor. Görünürde hiç denizanası yok, geçen yıl çoktu. Dip ise karanlık değil Turkuaz ve uçuşan algler var. Geçen yıl muazzam bir fade out ile yemyeşil berrak bir pencereden simsiyah bir kara deliğe bakıyor gibiydim. Bu sene ise heryer turkuaz, puslu ve sıcak. Kısacası keyifsiz. 

Saatimi her 250 metrede bir ikaz verecek şekilde ayarlamıştım. Suya atlar atlamaz köprünün Avrupa yakası ayağına yüzmeye çalışsam da biraz suyun sıcaklığının verdiği konforsuzluk biraz da lensin batması neticesinde huzursuz bir haleti ruhiyye içerisindeyim. Ve saatimden beklenen mesafe ikazı tıpkı geçen senede olduğu gibi yine gelmiyor. Nasıl başarıyorum bilmiyorum ama saati yine başlatmamışım. Bu kez yaklaşık 250-300 metreleri katederken başlatıyorum. Wetsuit artık ön kolumu düşürmüyor ama yine de tam bir push yapmama engel oluyor. Sanıyorum bu hep olacak, Buna alışmam lazım. Tam push yapmak için gayret göstermiyorum. Nabızı yükseltmek istemiyorum. Ancak beklediğim gibi hızlı yüzemiyorum, tempom yine 2:30-2:40 civarlarında. Sanırım merkez hattın kenarındaki ters akıntıdan dolayı böyle diyip kendimi rahatlatmaya çalışsam da kerteriz için her kafamı kaldırdığımda aslında çok da açılmadığımı ve kıyıya yakın olduğumu fark ediyorum. Köprü ortasına doğru yaptığım her hamle tıpkı havuz antrenmanlarındaki kulaç sayma gibi daha 50 metre bitmeden unutmayla sonuçlanıyor. Ben soldan nefes aldığım yani bu yarış için kıyı tarafından yani akıntının olmadığı taraftan aldığım için kimse beni geçmiyor sanıyorum ama meğer beni geçenleri göremiyormuşum... 

Köprüye yaklaştıkça akıntının arttığını saatimin ikazlarının arasındaki sürenin kısalmasından anlıyorum. 250 metreyi 3 dakikada yüzmüşüm. Mümkün mü? Elbette değil ancak yüzerken bu hızı da anlamanız bir saatiniz yoksa mümkün değil. Kıyıya yaklaşırken son 200-250 metre kalan zemin görünmeye başlıyor. Zeminde deniz çayırları var ve işte o anda anlıyorum nasıl bir akıntı içerisinde olduğumu. Upuzun derniz çayırları bir fırtınada savrulan buğday tarlasındaki başaklar gibi savruluyor. Tek bir kol çekişimde inanılmaz bir yol katediyorum. Çıkış rampasını gösteren sarı dubaya oldukça yaklaştım ancak sarı duba beklediğimden de hızlı yakınlaşıyor. Hala akıntı etkisindeyim. Yaklaşık 100-150 metre kalmışken biraz daha çapraz yüzmem gerektiğini anlıyorum ve inanılmaz bir fenomenle karşılaşıyorum. O ana kadar akıntı ile birebir aynı doğrultuda yüzdüğüm için anlayamıyorum ancak  kıyıya doğru açılı bir biçimde çapraz yüzmeye başlayınca da akıntı beni güneye doğru sürüklemeye devam ediyor. Ben kulacımı sola atsam da sağa ve aşağı doğru gidiyorum ve sürekli düz bir havuz çizgisi üzerinde yüzmüş olan bedenim bu görüntüyü kabul edemiyor. 

Gözümü kapatıyorum.

Çünkü başım dönüyor. Benzer bir durum pilotların da başına gelebiliyormuş. Yağmurlu havalarda rüzgar nedeniyle yağmur damlaları kokpit camına açılı bir şekilde çarpıyorsa, pilotlar da uçağı yağmur damlalarına göre düzeltmeye çalışıyormuş. Arabada bizim başımıza gelmiyor zira yolu da gördüğümüz için "düz" olanın ne olduğunu biliyoruz. Ancak pilotların hangi açının "düz" olduğunu bilemediği için yağmur damlasının geliş açısını tam 90 derece olacak şekilde uçağı yatırmaya çalışıyormuş. Söz konusu üç boyutlu illüzyon iki boyutlu yüzmeye tam uyarlanamasa da benliğimizdeki arkaik korkular gibi, kulaç attığın yere varamamak şeklinde zuhur ediyor. 

Özellikle son 50 metre bu hissiyat tavan yaptı çünkü bu açıyla dahi çıkış rampasını kaçıracağımı anlayınca artık açılı yüzmeyi bırakıp, Adana'da kanalda yüzen gençler gibi, tamamen 90 derecelik bir açıyla kıyıya yüzmeye başladım. Hala yana doğru sürükleniyordum ancak nihayet ki çıkış rampası ile tam olarak "engage" oldum ve yerdeki devasa lastiklere basarak sudan çıktım.