Sayfalar

10 Haziran 2013 Pazartesi

Chopper ile Chapullamaca (İçege üzerinden tekerimizi Akdeniz'e değdirip yeniden İçanadolu'ya dönüyoruz)

Yıllık izin alamıyorum gibi duruyor hatta durmuyor alamıyorum eğitimim dolayısıyla ve kesinleşmiş bir durum da yok; ben de ufak fırsatları değerlendirmek istedim ve Ankara'ya yakın motosiklet festivallerine katılmaya karar verdim: İlk olarak Isparta/Eğirdir festivaline doğru gaz açma niyetindeydim ki Ekşisözlük'den motorcu dostların da katılacağını duyunca kararımın kesinleşmesi pek de uzun sürmedi.

Hemen rotam hakkında ufak detaylarla başlayalım


7 Haziran 2013 Cuma öğleden sonrası için işyerinden izin alıp yola koyulma niyetindeyim. Harita üzerinde daha kestirme noktalar da mevcut ancak yolların durumunu bilmediğimden dolayı riske girmek istemiyorum. Nitekim ne derece isabetli bir karar verdiğimi ise kampta arkadaşlarla buluşunca anlıyorum. Dönüşü ise hem biraz yol yapmak hem de şu "meşhur" etli ekmekten tatmak için Konya'dan yapmayı planladım. 


I. GÜN




 Kamp gereçleri, depo üstü çanta ve bavul olarak hazırlanmış yan çantalarla yola hazırım. Öğle paydosunu müteakip hemen yola koyuluyorum ki gece karanlığına kalmadan Eğirdir'e varıp çadırı kurayım. Mesafe çok da uzak değil ancak motorun görece uzun yol için pek de rahat olmayışı ve benim de fotoğraf çekme ve dinlence merakımdan ötürü ciddi bir risk var gibiydi hava kararmadan önce varmam konusunda (:


İlk duruşumu Temelli'de yapıyorum bir iğde ağacının gölgesinde, bu mevsimde serin bir esintiye kapıldığınızda iğde ağaçlarının kokusunu almanız olasıdır ancak motosiklet sürüyorsanız şayet, o nahoş kokuyu her daim alırsınız.

Sivrihisar yarları en güzel görüntüyü, batıdan doğuya gidenler için güneş doğarken veriyor zira tam bir silüet halini alıyor o zaman o sivri tepeler. Güneş tam tepedeyken yani o güzel görüntü ortada yokken ben de büyük makinayı çıkarmaya üşeniyorum ve cep telefonu ile çekip yola devam ediyorum tabi esas niyet biraz da kıçımı dinlendirmek.

 Sivrihisar'ı aştım ve Emirdağ civarlarındayım ancak önümde yoğun bir kütle var fakat yağış yok derken bazı tepelere yağmur yağdını görüyorum. Düşünmeye gerek yok yol ordan geçer mi acaba diye zira hep göbeğine dalıyor yollar tüm meteorolojik hadiselerin, bir kere olsun sağımdaki solumdaki boş araziye yağmur yağdığını görmedim. Neyse bu kadar çapulculuk yeter, biz yazımıza dönelim.

Yukarıdaki fotoğraftaki bulutları bu kez dikiz aynasında görüyorsunuz, haliyle hava, tepeleri aştıkça güzelleşmeye devam ediyor.

Denizli Sapağını geçtim ve hava kararmadan varabileceğim sanırım, artık burnumuzu iyice güneye çevirdik ve güneşi sağdan alıyoruz yol boyu. Burdan sonraki Eğirdir'e olan yol tek şeritti ve yer yer çukurlar mevcuttu ve tabii tarlalardan aniden çıkan pancar motorlarını da dikkate almak lazım.


 Ve kamp alanı, nam-ı diğer Altınkum Plajı'ndayım. Arkadaşlar saolsunlar çadır için yer ayırmışlar bizlere motorları park edip çadırımızı kuruyoruz hemen. Ankara'dan gelen diğer arkadaşlar ise google amcanın önermediği ve benim yazmın başında bahsettiğim kestirmelerden gelmişler motorlarının fotoğraflarını çekemedim lakin kalay isteyen bakırlara dönmüştü güzelim motorlar.

 Eğirdir Gölü'ne nerden bakarsanız bakın göreceğiniz manzara sıradan bir Ege koyunda göreceğiniz deniz manzarasından farksız olacaktır zira göl hakikaten de çok büyük ve plajı da isimini hakeder nitelikte.


 Malumunuz ilk gün motora bir daha pek binilmez, ben de ekşisözlük'ün iki fenomen yazarını alıp iki yanıma bir kaç kadeh bir şeyler içip sıkı bir uyku için lojistik destek sağlıyorum. Ertesi gün yapılacaklar listesi kalabalık zira.


II. GÜN



  Gece aralıklarla yağmur yağdı ve tenteye düşen yağmur tanelerinin sesleri arasında efsanevi bir uyku çektiğimi söyleyebilirim. Sabaha hava biraz açık lakin öğleden sonrası neler olacağını accuweather bize söylüyor.

 Cumartesi akşamı festivale katılan motorcu sayısı 200'ü geçmişti, cumartesi sabahı ise bundan daha az bir sayıyla bir ilçe turu atıldı ve Atatürk anıtına çelenk konuldu.

Molalarda enduro sürücülerindeki rahatlığı gördükçe aklım bu makinalara gidiyor ancak "dava" satılmaz güdüsü ile choppera devam diyorum, bakalım nereye kadar sürecek davamız.

 Toplu sürüşten bir kare

İşte çapulcu Ekşisözlük'ün motorcu yazarlarından bir kısımı.  Soldan sağa, Okan, Rıza, Akın, ben ve Erkan. İsimleriyle hitap ettiğime bakmayın, en küçükleri benden 10 yaş büyük (:


 Ufak bir ilçe için yeterince büyük bir organizasyon söz konusu olunca kaymakam ve belediye başkanı da katıldılar sürüşe ve müteakip törene. Belediye başkanı siyasi pozisyonuna uygun bir konuşma yaparken kaymakamın da devleti temsilen daha kapsayıcı bir konuşma yapmak isterken kurduğu cümleler elbette kaçmadı dikkatlerden.

 Hemen ilçe merkezindeki bu medrese tadilat görmüş durumda ve içerisi bir tür çarşıya çevrilmiş, diğer kapısı ise yine tarihi bir yapıya, Hızır Bey Camii'ne açılıyor. Aşağıda bir kaç kare mevcut caminin içerisinden ve dışarısından çekilmiş.


Caminin içinden bir görüntü, ahşap sütunlar kullanılmış ve harika görünüyorlar.

 Ufak ve de yaya ilçe turumuzu tamamlayıp motorlarımıza atlıyoruz ve ilk olarak Eğirdir'e yaklaşık 25 km mesafedeki Kovada gölüne gidiyoruz.

Göl, Kovada Milli Parkı sınırları içerisinde, ayrıca içeride endemik sayılabilecek bitkiler de mevcutmuş. Bu doğu çınarına gelirsek, kaç yıllık olduğuna dair bir bilgi yok.


 Burası da Kovada Gölü, göl çok sığ ve etrafı bahsettiğim endemik türlerle kaplı ormanla çevrili.
 


 Toplu bir poz daha verelim.

 Yine gölden bir görüntü.

 Bu da çalışkan Çekirgemiz.


Ancak yağmur bizi yalnız bırakmıyor hatta günün geriye kalanında da sık sık ziyaret ediyor hafif şiddetli de olsa.

Kovada Gölü'nden ayrılıp bu kez Zindan Mağarası'na doğru gaz açıyoruz, dağların arasından ve de tepesinde bir mağara olan Zindan Mağarası 765 m derinliğinde.


 Mağaranın başlangıç kısımları için platform oluturulmuş ve rahatça yürüyebiliyorsunuz.

Ancak sonrası için de upuzun demirden bir asma köprü inşa etmişler ve bazı kesimlerde kafanızı ya da vücudunuzu sakınarak yürümeye başlıyorsunuz.

 Ancak mağaradaki en sinir bozucu şeylerse tabii ki yarasalar, birkaç kez kafamıza salvo yaptılar. Bu fotoğrafta ise mağaranın ortalarında bir yerlerinde tavana tünemiş durumda sayısız yarasayı görüyorsunuz. Bir de video çektim size o korkunç seslerini dinletmek için ama -yalan yok- üşendim şimdi yüklemeye.


Mağara gezisi de bitti, sırada bir şeyler yemek var.

Mağaradan sonra hemen aşağı tarafta bulunan bu balık çiftliğine geliyoruz. Anlatılanlara göre kiremitte alabalığı meşhurmuş.


Anlatılanlar gerçek gibi, hele bir de fiyatı da 10 lira olunca hakikat halini alıyor anlatılanlar.

Hakikate tapanlar da burada.

Bu günün son durağı ise Eğirdir'i kuşbakışı izleyebileceğiniz yaklaşık 1300 metre rakımlı bir tepe, yaklaşık 5 kilometrelik bir varyanttan sonra ulaşabiliyorsunuz ve buraya da bir kafe yapmışlar.


III. GÜN



En çok yolu bugün yapıp dahası en çok molayı da bugün vereceğimden sabah erkenden yola çıkıyorum ve Beyşehir Gölü civarlarında ilk molamı veriyorum. Yolda duracak bir ağaç altı bile yok, neyse ki hava çok yakıcı değil. Biraz su içip devam ediyorum.

Çok geçmeden Beyşehir'e varıyorum, burada ikmali yaptıktan sonra biraz da oyalanıyorum kent içinde, maksat karnım acıksın ki Konya'da iştahla yiyeyim etli ekmeğimi.


 Ve Konya'dayım, hayatımda ilk bisiklet yolunu bu şehirde (İstanbul'daki münferit parçacığı saymıyoruz de mi ama) görüyorum. Genç yaşlı demeden bir çok insan bisiklete biniyor burada.
 

Kadraja sığdırabilirdim ancak ayağa kalkmaya o kadar üşendim ki. Bir etli ekmeğin fiyatı ise 6 Lira.

Konya'dan sonra Kulu'ya kadar muazzam bir düzlük söz konusu, hatta sinir bozucu bir düzlük söz konusu. Ben de motorumu tır parkına çekip biraz olsun sıkılganlığı atmak için kulaklığımı takıyorum ve müziğimi açıp tekrardan çıkıyorum yola ancak daha ilk şarkı bitmeden bakın ne geldi başıma.


Dinlediğim müziğin etkisiyle olacak ki bir süre yaklaşık 140 km hızda gittim, yol üzerindeki tek rampanın arkasında ve üstelik yolun solunda pusuya yatan polis aracını gördüğümde ise hızımı ancak 112 km'ye düşürebilmiştim ki bu da yetmedi ve ilk cezamı yedim.


Ancak daha da ilginci polisler benimle fotoğraf çekilmek istedi ve bana maillerini verdiler fotoğrafları istiyorlarmış. Hatta yetmedi şefleri bir de motorumla fotoğraf çekilmek istedi. Onlar o anı ölümsüzleştirirken, Ben de bu anı ölümsüzleştirdim.

Kulu'ya kadar başka polis ekibi yokmuş ( bu bilgiyi de bana polisler veriyor) ancak bu kez de iki farklı yağmur kütlesi ile karşılaşıyorum. Birisi fotoğrafta gördüğünüz gibi tam karşımda ve birazdan beni kucaklayacak olan. Diğeri de yolun sol tarafındaydı ve tehlike arz etmiyordu.


Eh yağmuru da yedikten sonra Ankara semalarındaki bu güneş sadece üzerimdekileri kurutmaya yarıyor.


Bitirirken;

Ufak ilçelerde, yerel halkla içiçe bu tip geniş katılımlı ve farklı temalarda şenlikler yapılarak görece daha az gelişmiş yerlerin biraz daha gelişeceğini en azından "aa bu da varmış" diyerek hoşgörü ve farklılıkları daha kolay benimseyebileceklerini düşünüyorum.

Beraber yol yaptığım dostlarıma, Harika şarkılarıyla Konya Ovası'nı çekilir kılan Iron Maiden'a ve son günlerdeki duyarlılığıyla arkadaşlarım için hazırladığım bu raporda bana ilham olan Türkiye halklarına teşekkürler.

Dilerim başka gezi yazılarım da olur.


27 Nisan 2013 Cumartesi

Amon Amarth'ın Yeni Albümü Üzerine Güzellemeler ve İlk Parçanın Çevirisi

Pek alışık değilimdir metal camiasından yeni albüm beklemeye zira eskilerini hala "tüketememişken" bir de yenileri gelecek haberleri çıkınca insan ziyadesiyle şaşırıyor. Hele bir de yeni albümün çıkışı için yazın başlangıcı belirtilince yaklaşan yaz festivalleri ile birlikte daha da bir neş'e ile doluyor insan. İşte Amon Amarth'ın yeni albümünden yayınlanan ilk parça da bahar aylarının yarattığı gazı alacak cinsten.

Yayınlanan ilk parça albüm ile aynı adı taşıyor, Deceiver of the Gods. Parça bildik AA tarzından bir sapma göstermeden hoş bir melodiyle başlıyor ve müteakip bir davul atağıyla oldschool thrash riffleri ile peşpeşe geliyor. Yeni albümde beklenen melodikliğin yerine bu sert thrash riffi başlangıçta beni korkutsa da başlangıçtaki davul atağının aynısından geliyor ve şarkı nakarata geliyor. İşte AA'nın son iki albümüne hakim olan tarz tam da bu. Müptelasıyım taramalı melodilerle yaratılan davul ataklarına. Finale yaklaşırken bir de yine kültleşmiş AA sololarından bir tanesi daha giriyor ve solo çıkışı headbange adeta zemin hazırlıyor nitekim o çıkış da bizleri yanıltmıyor. Tüm bu harika kurgunun üzerine yine o destansı sözler de eklenince müzik çalarınız sık sık bu parçayı sizin için otomatik olarak çalmaya başlıyor çok sık aramaktan zaman kaybetmeyin diye.


Şarkıyı indirmek için:
http://official.fm/tracks/H8oa

linkine tıklayıp download yazan kısımına mail adresini yazmanız ve mailinize gelen bağlantıya tıklamanız gereklidir.

Şarkının sözleri ve Türkçe çeviri denemesi ile de bitirelim yazıyı.

since i was born, they have kept me down,
they have forced me to conform.
i will tear down,
the holy crown in a vengeful thunderstorm,
it fills me with despise,
fueling flames of violent rage,
i will be their world's demise.

asgard's always been my home
but i'm of different blood
i will overthrow their throne
deceiver, deceiver of the gods

all this rage, and all this hate, it burns me deep inside,
and still it is, the only thing, keeping me alive.
dark ambition within my heart and its aching to break free
the one true nature of my soul, the giant lives in me.

kneel!
you all shall kneel to me!
or death will set you free!
you all shall kneel to me!

fall!
you all shall fall to me!
vengeance will be sweet!
you all shall fall to me!

chorus:

asgard's always been my home
but i'm of different blood
i will overthrow their throne
deceiver of the gods

asgaard's always been my home.
i'm of different blood.
i've come to overthrow their throne
deciever, deciever of the gods!


Tanrıların Aldatmacası

Doğumumla beraber kapatıldım bir deliğe,
İtimat etmem istendi.
İntikamla dolduruyor beni
Kindar fırtınadaki kutsal taç,
Şiddetli gazabımdaki alevler.
Dünyalarının sonu olacağım.

Asgard hep benimleydi
Ama ben farklıyım
Yıkacağım, Tahtlarını yerle bir edeceğim.
Tanrıların aldatmacası.

Tüm bu nefret ve hiddet beni derinlerime kadar yakıyor.
Ve şimdi, tek bir şey, yaşamam için.
Yüreğimdeki korkunç ihtiras kaçıp, kurtulmayı arzuluyor.
Nüvemin tek gerçekliği, esasi büyük yaşama sebebim.

Diz çok !
Hepiniz diz çökeceksiniz
Ya da ölüm bedenlerinizi özgür kılacak
Hepiniz diz çökeceksiniz

Geber !
Hepiniz Gebereceksiniz
İntikam tatlı olacak
Hepiniz Gebereceksiniz
 
Asgard hep benimleydi
Ama ben farklıyım
Yıkacağım, Tahtlarını yerle bir edeceğim.
Tanrıların aldatmacası.


14 Nisan 2013 Pazar

Honda Shadow Gidon Yükseltme ile İlgili Her Şey

Merhaba

Uzun süredir gidon yükseltme işi için araştırma yapmaktaydım ancak Türkiye bu konuda malumunuz çok kısır, forumdan da ses çıkmayınca biraz cesaretime biraz da ustama güvenerek bu işe kalkıştım.

İlk olarak 16" kartal tipi gidonumu sipariş ettim, bizim motorlarda riserlar stok gidonla yekpare olduğu için bir de riser almam gerekecekti. Bunu diğer marka motorların standart yedek parçalarından temin edebileceğiniz gibi biraz da riserdan yükseklik kazanmak istiyorsanız özel parçalara yönelebilirsiniz ki ben öyle yaptım ve Highwayhawk'ın riserını aldım.

Aldığım parçalarla birlikte motoru ustama emanet ettim ve ilk olarak yeni gidonu monte ettik ki kablo ve tel siparişleri için ölçü alınabilsin. ancak gaz telinin yettiğini gördüğümde yaşadığım sevinci anlatmama gerek yoktur heralde. geriye görece kolay temin edilebilen hidrolik ve elektrik uzatmaları kalmıştı. Tek sıkıntılı durum ise debriyaj teliydi. İşte burda ustamın pratikliği devreye girdi ve Toyota Corolla'nın el freni telini aldık ve tornacıda ucuna kancayı presleterek bir adet yüksek gidon için Shadow debriyaj teli meydana getirdi. Hidrolik hortumunu da aynı şekilde kolayca temin ettikten sonra elektrik tesisatını da kendisi uzattı ve yaklaşık 10-12 saatlik bir işçilik sonucunda motorumu bana teslim etti.

Şimdi fiyat konusuna gelelim:

gidon, khrome werks: 150 lira http://www.apachecycles.com/ape-hanger-gidon-p-852.html
riser, h-hawk 160 lira http://www.gungormotor.com/56-0062-Gidon-Yukseltme,PR-2110.html
debriyaj teli 80 lira (pres dahil)
çelik fren hortumu: 125 lira


Elektrik tesisatı kabloları ve işçilik için de toplamda 200 lira verdim

Yani bu iş toplamda bana 700 liraya mal oldu.

Daha ucuza da mal etmeniz pekala mümkün ancak özellikle gidoni riser ve fren hortumunda kaliteli malzemeye yönelmenizi öneririm zira bu üçü hayati önem taşıyor.

Son olarak ustamın da telefon numarasını paylaşayım, dileyen arara fikir alır:

Mahmut Usta (Şaşmaz / Ankara )
0 541 675 59 85 





27 Mart 2013 Çarşamba

Maraton Atletinin Yalnızlığı

2011'de İstanbul'da konser veren Iron Maiden bu yıl Temmuz ayında üstelik bir stadyum konseriyle bir kez daha bizlerle beraber olacak. Tüm bunun üzerine berbat geçen süreçleri bol metaforla dolduran bir şarkılarını kendimce çevirmeye çalıştım.




Sürecin zorluğu, rüzgar ve yağmurla seni gerilere sürüklüyor.
Yüreğinden bozgunun çığlıkları yükseliyor ve gittikçe daha fazla çıkıyor,
Arşınladığın ve nefes aldığın her bir adım boyunca kafanda yankılanacak
Azim, durmadan koşmamanı sağlar ve düşene kadar kazanman için çabalar
Yarışın boyunca hızını ayarla ve zihnin berraklaşacak
Yolu yarıladın ama bitecek gibi durmayan bir yol daha var önünde
Hiçliğe çıkan bir rüyaymışçasına çok boş görünüyor.

Koş, devam et
Maraton atletinin yalnızlığı

Rotamı bitimek için koşmak zorundayım
Tüm kazanımları elde etmek için koşmak zorundayım
Güçlü olmak için devam etmek zorundayım.
Azimli olmak için ilerlemek zorundayım.

Arazileri koşarak aş ve gerinde kalanlara bak
Menzilindeki arazideki hat yakınlaşıyor ama sen zaferin devamını istiyorsun
Ülkülerin suret olduğu sona ulaştın
Tüm yarış boşa geçmiş gibi geliyor.

Koş, devam et
Maraton atletinin yalnızlığı



18 Ağustos 2012 Cumartesi

Heroic Journey [Bölüm II]

 Bölüm II
Güney Marmara

Kiraz bahçesi, zeytinlik,
Uçsuz bucaksız zenginlik,
Karşıda kıyılar silik.
Uyur güneşin altında.

Kıyısında at sulamış,
İstanbul'da gönlü kalmış.
Kaleler kurup da almış,

Tiaram tarihin yolunda.



İstanbul'da keyifli birkaç gün geçirdikten sonra Bandırma feribotuna binip Güney Marmara'ya inmeyi hedefliyorum, sonrasında da Kapıdağ yarımadasını tavaf etme niyetindeyim.

 İstanbul'da motorculara karşı bir saygı var mı bilmiyorum ama bana karşı bir saygı vardı, yol isteyip de vermeyen ya da kasıtlı üzerime süren bir kimse bile görmedim ancak dikkatsizlikten oluşan ufak tefek tacizler elbette ki burda da var. Feribota binerken de, en sağ şeridi direk motorculara ayırmışlar ve sıra beklemeden bizi hemen alıyorlardı.


 Bu çiftimiz yeni evliymiş ve balayı için Paris'den yola çıkarak İstanbul'a gelmişler motorlarıyla, buradan Çeşme'ye gidip Atina'ya geçeceklermiş ardından da Venedik'e gideceklermiş.


 Görevliler bizi geminin tam ortasına, diğer arabalaırn kazara da olsa dokunmayacakları bir noktaya yönlendirdiler ve motorlarımızı park ettik. Feribotun gidiş yönüyle park etmeniz arasında pek de bir ilinti yok o yüzden gidiş yönünü cepheye alarak da motorunuzu koyabilirsiniz.


 Biletimi bir hafta önceden aldığımı söylemiştim, internet üzerinden biletinizi seçerken feribotun gidiş yönünü de hesaba katarak istediğiniz yeri seçebiliyorsunuz. cam kenarından yerimi almıştım ki dışarıyı izleyebileyim diye. Yalnız bu taşıtlar ciddi anlamda deniz canlılığı için tehlike arz ediyor zira hareket ettikten sonra yarattığı köpüğü görüyorsunuzdur.


 Ufukta denizden başka bir şey görünmeyince birazcık kestirmece yapayım dedim.


 Feribotun içi klimalı, dışarıda bir balkonu vs. yok yani içeride yolculuk etmek zorundasınız ancak yolculuk süresi hepi topu iki saat olduğu için ve de salon kısımında vakit geçirecek bir çok şey olduğu için dışarı çıkma ihtiyacı hissetmiyorsunuz.

 Bu iki fotoğrafı koymamın nedeni biraz da fotoğraf makinası alacaklara yol göstermek, kullandığım makina fujifilm hs-20, slr kasasına sahip ancak slr like yani perde yerine dijital obtüratör kullanıyor üstteki fotoğraftaki dağa 720 mm standart objektifle zoom girince alttaki kareye ulaşmanız mümkündür.


Feribotun salon kısımından bir görüntü



  Feribot iskeleye yanaşırken, önceliği yayalara vermek için bekledim lakin arabalar sağdan soldan yayaların üzerine kırmaya başlayınca kaptanlardan birisi geldi, araç trafiğini durdurdu, yayalarla birlikte biz motorculara öncelik verdi. Hoşuma gitmedi değil.


 Ankara'dan kaçmaya çalışırken yine bir Mamak vakasına rastladım.


 Ve Kapıdağ yarımadası kıyı şeridine çıkıyorum, ilk gün fazla gezme niyetinde değilim, kamp alanında dinlenmek niyetindeyim daha çok.





 Kamp alanı olarak, Google'da arama yapınca karşıma Ant Kamp çıktı, daha web sitelerinin tasarımından kanım ısınmıştı kendilerine, çadırı onlardan kiraladım, uyku tulumunu yıkayıp veriyorlar, matı ise kendim götürdüm. çadır kirası, bir kişi ve bir motor 17 lira veriyordum günlük. Çadırı kendiniz götürürseniz tabiki daha ucuza geliyor.


 Kamp alanı denizin hemen dibinde ve çam ağaçlarıyla çevrili bir alan, bir çok insanın çekincesi olan duş ve tuvalet konusuna gelelim hemen, iki alaturka iki alafranga mütemadiyen temizlenen tuvaleti var, birisi sıcak dördü şebeke suyu olmak üzere de beş tane duş var. tabi bu erkekler için olan kısımdı, bir o kadar da kadınlar kısımında olunca rahatlıkla yetiyor. tuvalet kağıdı, sabun ve hatta şampuan bile mevcut. Kısacası en çok tedirgin olduğum nokta en memnun kaldığım nokta oldu.


 Kamp alanının tamamında elektrik var, uzatma kablonuzu getirerek çadırınıza çekebilirsiniz, çok değil, 5-6 metrelik bir kablo dahi işinizi görür.  Yanıma sinek kovar sprey almıştım o yüzden sineklerden rahatsız olmadım.


 Burası da Erdek merkez, Ramazan ayında olduğumuz için herkes oruç tutuyordu ancak aynı şekilde alkollü içki satışında vs. bir kısıtlama yoktu hatta bir kesim iftar yaparken yan masada alkol alanlar bile oluyordu. Sanırım İçanadolu'da bize islamiyetı yanlış tanıtmışlar zira burada ne bir baskı var ne de ayıplama vardı.


 Etrafta çok sayıda hayvan mevcut, katırlar, keçiler vs.


 Burası da bir zeytinlik.


Retro tarzın müptelası olduğum için nerede bir eski araç görsem hemen Tiara ile onu fotoğraflıyorum.


 Küçükken helikopter böceği dediğimiz şeye yakınlaşınca ortaya bu çıktı.


Kapıdağ yarımadasına girince düzler köyünü geçtikten sonra yol ikiye ayrılıyor, bir tarafta kamplar bölgesi var diğer taraf da direk olarak Erdek'e çıkıyor.

 Kapıdağ yarımadasını turlamaya başlıyorum, öncelikle adayı boydan boya geçip karşı kıyıya ulaşacağım.


 Erdek'den Turanlı'ya kadar yollar mükemmel ancak Turanlı'dan sonra kıyı şeridinden gittiğiniz için yollar pek iyi değil ancak ortalama bir enduro ile 40-50 km hıza rahatlıkla çıkılabilir, bense ikinci vitese hiç geçemedim desem yeridir.





 Burası Ormanlı köyü, gördüğüm ve girdiğim en güzel denizlerden birisi bu koydaydı. Ne yosun, deniz anası ne de deniz kestanesi vardı.Yanımda güneşten korunacak bir şemsiye materyal olmadığı için ve de plajda şemsiye olmadığı için bu çay bahçesine oturdum.



 Motorumu ise çay bahçesinin hemen yanındaki bu alana koydum. Yerel halk çok misafirperver.




 Geldiğim yoldan dönüyorum zira tam bir halka çizmek istemiştim ama diğer taraftaki yollar gerçekten çok kötüymüş ve zaten yere yakın olan motorumla iyice zorlanmayım diye hiç riske girmemeyi seçtim.








 Köy girişlerinde bu tip tenteler altında kırmızı soğan satılıyor salkım salkım.








 Bir de kendimi çekeyim.



 Birçok evde askere giden gençlerin bıraktığı yazılar vardı ve nedenini sorduğumda köyün geçtiğimiz yıllarda şehit vermesiymiş. Ne zaman şehit oldu ya da kaç tane şehidiniz var gibi soruları sormadım zira bir tane de olsa 20 tane de olsa fark etmez. Toprak uğruna ölenlerin hesabını yapılmaması gerektiğini düşünüyorum.





 Dönüşte bir tersaneye uğruyorum, biraz fotoğraf çekildikten sonra ustasıyla konuşuyorum.











 Genelde balıkçı tekneleri yapıyormuş ve 6-8 metre arasında değişiyormuş boyları.


 Burası da Turanlı köyü, köy meydanı devasa ağaçlar tarafından kaplanmış durumda, çok tatlı bir serinlik ve gölge hakim meydana.





 Köy okulu.


 Biraz da bu çay bahçesinde oturuyorum.


Dönüş yolu Erdek manzarası. Daha sonra ise kampa dönüyorum, dönüş yolunda federasyona bağlı dalgıç okulunun ilanını görüyorum ve hemen arıyorum, tekne turu yaptırmıyorlarmış ancak kıyıda dalış yaptırıyorlamış. Kıyı dalışı nasıl olur ki acaba derken hiç de yanlış yapmadığımı anladım.

 45 Dakikalık dalış ve 100 küsür kare fotoğrafa 50 lira verdim. Tek ben olduğum için rehberle rahat rahat daldık, ikinci dalış tecrübem olduğu için ancak 9 Metreye kadar daldım ancak tecrübeliyseniz daha da fazla dalabiliyorsunuz zira Erdek kıyıları adeta bir akvaryum.



Tatillerde alkol almayı hele ki motor kullanırken pek doğru bulmuyorum, alkole harcayacağım parayla bu gibi etkinliklere iştirak ediyorum.


Dalıştan çıkar çıkmaz çadırıma dönüp bir şeyler yiyor ve de yatıyorum zira sabaha yolum uzun.

 Dönüş yolu için Bandırma'ya geliyorum, bu gördüğünüz kahvaltı tabağı yanında sınırsız çayla birlikte 10 lira.


 Tam Bursa'ya yaklaşırken mola veriyorum ve telefonumda bir mesaj, Ayşe çağırıyor, çok istediğim yemekleri yapmış bir kez daha görüşelim öyle git diyor. O tatlıları reddedemiyorum tabii ki ve Yalova'dan feribota atlayıp Gebze'ye geçip Ayşe'nin evine varıyorum.


 Topçular-Eskihisar feribotunda da motorlara öncelik var ve fiyatı 12 lira, yaklaşık 40 dakikada sizi karşı kıyıya ulaştırıyor.


 Bu kez Ayşe'yi fotoğraflıyorum ve de kendisine ayrıca, beni misafir eden Aynur'a, halacığıma ve bana vakit ayıran Simge'ye, kuzenime sonsuz teşekkürler sunuyorum.


Dönüş yolculuklarını pek sevmem o yüzden kısa yoldan eve gitmeye çalışırım o yüzden hiç fotoğraf çekmedim. Son fotoğrafım yine Ayşeyle ve Şişli belediyesi otoparkından, gecelik motor bırakma bedeli 10 Lira. Benden başka bir çok kişi motorunu koymuştu.


1500 Kilometreden sonra Ankara'ya dönünce insan bir boşluğa düşüyor ve içini bir hüzün kaplıyor belki de o yüzden tatil raporumu hemen bitirdim. Eğer şartlar elverirse iki yıl içinde bir de yurtdışı gezisi yapmayı planlıyorum bakalım hayat ne gösterecek.

Sabrınız için teşekkürler.