2026'nın ilk yarışı, Henüz havalar tam anlamıyla ısınmış olmasa da sezonun açılış yarışının Antalya'da olması az da olsa bir rahatlama vermişti ancak bir Ankaralı olarak iyi bir yarış günü deneyiminden beklentim havanın yağmursuz olmasıyken rüzgar durumuna bakmamak daha doğrusu bakmak zorunda hissetmemek büyük bir tecrübesizlikti elbette. Özellikle yüzme ve bisikleti bu denli ilgilendiriyorlarken!
Yarışın olduğu dönem tam da "Balkanlardan gelen soğuk ve yağışlı hava kütlesinin" etkisinin fazlasıyla hissedildiği bir dönemdi. Bütün hava tahminleri iki haftadır yağmurlu gösterirken nasıl olduysa birkaç günde yağmurlu tahminlerin hepsi güneşliye döndü. Meraklısına, Antalya'da Nisan ayında ortalama yağmurlu gün sayısı 10 imiş.
Öte yandan bu yarışı sevgili ailemle beraber mini bir tatile çevirmiştik, sadece yarış değil de yarış sonrası birkaç gün için de önemliydi aslında havanın durumu. Üstelik İstanbul'da yaşadığımız dönemlerden çok sevgili arkadaşlarımız Semih ve Hatice ile oğulları Teo da eşlik edecekti bu minik tatilimizde bizlere. Hava tahminlerinin güneşli olması keyfimizi fazlasıyla yerimize getirmişti açıkçası.
Gelelim yarışa;
Yüzme
En son Alanya'da 1500 metreyi 35 dakikada yüzmüştüm, yarıştan hemen sonra hız kesmeden antrenmanlara başlamıştım ama nasıl olduysa yüzme formum bozuldu ve bir daha asla bu tempolara inemedim. Farklı antrenmanlar denesem de sonuç değişmedi ve çareyi bir kez daha özel ders almakta buldum ama maalesef bu kez hiç verim alamadım. Yüzme de bir duvara çarpmış gibiyim ve ne yaparsam yapayım değil ileri gitmek sürekli geri gidiyorum, sürelerim her antrenmanda bir öncekinden kötü çıkıyor.
Yüzme, bisiklet ve koşudan farklı olarak salt hacime ağırlık verince gelişmiyor maalesef, tıpkı dans etmek gibi oldukça teknik ve kabiliyet isteyen bir branş. Benzeri diğer performatif branşlarda kamera ile ya da dört bir yanı aynalarla çevrili antrenman salonlarında sürekli kendinizi izleyerek çalıştığınız için hatalarını görmeniz ve düzeltmeniz daha kolay oluyor. Ancak yüzme de maalesef durum böyle değil. Çekime izin verilen bir havuzdaysanız ve diğer kullanıcıların da rızasıyla kendi videonuzu çekebilirseniz gerçekten şanslı bir azınlıktasınız demektir.
Yarış için hedefim 17 dakika altında bitirmekti ama bahsettiğim performans kayıplarından ötürü 18 dakikanın altını görürsem sevinecektim.
Yarış sabahı daha önceki yarışlarda uyguladığım check listimi uyguladım ve otelden çıkıp 100 watt altında pedal çevirerek değişim alanına doğru yola çıktım. Hazırlıkları tamamlayıp en son yaklaşık sekiz ay önce giydiğim wetsuitin sırtını bir başka atletin yardımı ile kapatıp deniz kenarına doğru ilerledim. Antalyalı bir başka atlet ise denize girmem gerektiğini hatta bunun bir tavsiye değil zorunluluk olduğunu çünkü su soğuk olduğu için şok etkisini azaltmam gerektiğini söyledi. Gerçekten de çok sayıda atlet suya girmişti. Gönülsüz de olsa ben de girdim ve gerçekten de Gelibolu'da yaşadığım o ilk şoku burada atlatmamın faydası olacağını anlamam geç olmadı.
Kuvvetli bir kuzeybatı rüzgarı hakimdi, Strava kayıtlarına göre yaklaşık 16 km hızla esiyomuş, deniz yer yer kabarıyordu. Az önce bahsettiğim Antalyalı arkadaş, rüzgar sağdan estiği için en sağdan çıkıp ilk dubaya doğru hafifçe sağa yönelerek gitmemiz gerektiğini söyledi, çünkü deniz yüzeyinden de açıkça belli olduğu üzere azımsanmayacak miktarda akıntı da vardı.
Geri sayımla beraber denize koştum, suya girdim ve soğuk suyla beraber nabız yine yükseldi, tam 182 atletle beraber suya girmişim. Çok avantajlı bir yerden çıktığım için ve çok hızlı yüzemediğim için ilk 250 metreyi resmen göğüs göğüse yüzdük. Tekmelerden ve kollardan kendimi savunmak için çok çaba sarfettim. Bu yüzden mi yoksa denizin biraz çalkantılı olmasından mı anlamadım dakikada tam 30 kulaç atmışım. Bugüne kadar ki en hızlı kadansım, tabiki verim ise çok ama çok düşük. 750 metrenin hiçbir yerinde tam bir süzülüş yapamadım, ön kolum sürekli düştü, çekiş aşaması hep yarım kaldı. Neden bilmiyorum bir türlü ritmimi bulup sakinleşemedim. Yaşadığım panik ya da korku değildi ama sakince yüzemiyordum.
19 dakikada sudan çıktım, beklentimin bir dakika gerisinde ancak nabzım tam 184! O kadar yüksek ki sarhoş gibiyim, değişim alanına giderken sürekli sayıklıyorum, anlamsız kelimeler söylüyorum, kameralar değişim anında beni çekiyor ama ben hala sayıklıyorum.
Bisiklet
Spd ayakkabıları pedal üzerine lastikle bağlamıştım, bisiklete biniyorum ama hala sayıklıyorum
-Kurumam lazım! Kurumam lazım!
Hava çok soğuk, üşüyorum.
Parkura çıkar çıkmaz kuvvetli bir kafa rüzgarı karşılıyor. Ne kadar küçülsem de rüzgar beni omuzlarımdan geriye itiyor. İlk dönüşü yapınca rüzgar bu sefer yandan vuruyor ve resmen sağımdaki atletin üzerine doğru fırlatıyor beni. Neyse ki bu sektör çok kısa, bir dönüşle daha turun en uzun bacağı başlıyor. 2.5 dakika boyunca rüzgarı arkadan alarak 40 km üstü süratlere rahatlıkla çıkıyorum, karbon jantlar o müthiş türbülans sesini çıkarıyor.
Kış boyu Zwiftle antrenman yapmıştım, ve iki ay önce de hem bisikleti hem de jantları yenilemiştim. Güncel durumda 172 cm boy, 69 kilo Bir saatlik en yüksek güç çıkışım 220 watt.
Toplam beş turu çoğunlukla draft etkisinde geçirerek 174 watt ile 37 dakikada bitiriyorum. Şu ana kadar ki en iyi bisiklet sürem. Artık orta sıraları zorlamaya başlıyorum.
Temiz ve sorunsuz bir T2 ardından koşu etabına başlıyorum, Atatürk koşusundan sonra biraz daha tempo antrenmanı yapmıştım ama koşuda benim için asıl sorun hızlı olmaktan ziyade yorulan daha doğrusu dağılan vücudumun koşuda tutunamamasıydı.
Parkura girer gitmez yerdeki gölgemden formumu kontrol ediyorum, belimden sağa sola doğru inanılmaz bir yalpalama var, genelde uzun koşulardan sonra gelişen bu yorgunluk yine beni yakaladı. Kuşkusuz spora görece geç başlama ve tecrübesizlik nedeniyle yaklaşık bir saatlik 175 üstü nabızlı efordan sonra vücut bu yükü kaldıramıyor. Diyaframım sıkışmış vaziyette, Melek ve Güneş'i parkur başından selamladıktan sonra ilk su istasyonunu geçip yürümeye başlıyorum. Daha önce hiçbir triatlon müsabakasından yürümemiştim ama 30 saniye kadar yürümek bana çok iyi geliyor. Nabzım az da olsa düşüyor ve biraz kendimi motive edip yine şimdiye kadar ki en iyi koşu etabım ile negatif split yapıp yarışı tamamlıyorum.
Sonuç benim açımdam muazzam, 87 dakikada bitirmişim, yaşta 18/10 genelde 112/175 olmuşum.
Yaklaşık 1.5 yıldır düzenli yapmaya çalıştığım egzersizlerimin böylesi bir noktaya gelmesinden çok ama çok mutluyum.
Okuduğunuz için teşekkürler.
Fotoğraflar: Yağız Gürtuğ

