Zwift'e başladığım zamandan bu yana geçen sürede Garmin antrenman durumumun stabil olmadığı zamanlar, olduğu zamanlardan daha fazlaydı. Birçokları Garmin durumuna takılmamak gerektiğini söylese de ve aslında bu görüşe katılsam da Garmin'in bize söylediği bir şey var: Sen, eskiden olduğu gibi iyi toparlanamıyorsun.
Peki ama neden ? Bu soruya henüz yanıt bulmuş değilim ama yavaş yavaş yanıt bulmaya başladığımı hissediyorum. Koşuya ilk başladığım dönemlerden haftada en az iki en fazla ise dört kez koşardım. Hatta dört kez koştuğum çok nadirdir. Daha sonra deneyimli bir antrenör ile çalışmaya başlamış ve en az dört kez ama tavsiye olarak beş kez koşmam gerektiğini söylemişti. Bu plana uymaya çalışıp yaklaşık iki ay boyunca en az dört gün yani haftada yaklaşık 35-40 kilometrelik hacimler yapmaya başladım ancak dinlenik nabzım yükselmeye başladı ve program ağır gelmeye başladığı için hocayla çalışmayı sonlandırdım. Zwift'e başladıktan sonra da böyle olmuştu, sürmek o kadar keyifli geliyordu ki bir süre sonra Garmin antrenman durumu "Verimsiz" olarak sizi işaretlemeye başlıyor. Yani benzer watt üretilen antrenmanlarda nabız seviyesi yüksek çıkıyordu. Bu da gelişimi yavaşlatıyor hatta durduruyor ve belki de geriye gitmeye neden oluyordu.
Trainer aldığımdan beri bu durum Ağustos 2025, Aralık 2025, Nisan 2026 ve Temmuz 2026'da başıma toplamda dört kez geldi. Trainer ve Zwift ekosistemi ile spor yapmak, kalori yakmak o kadar basite indirgenmiş ki çocukluğumdaki video oyunlarından aldığım keyfi alıyordum ancak bunun bedeli de düşük hrv, yüksek istirahat nabzı kısacası toparlanamama oluyordu.
İşte bu koşullar altında bugüne dek altısı triatlon yarışı olmak üzere 15 den fazla yarışa katıldım. İlk bisiklet yarışı da 16 Ağustos'daki Boğaziçi Triatlonu'ndan hemen sonraydı. Doğrusu, Boğaziçi yarışından sonra biraz keyfim kaçtı, daha iyi bir derece beklerken yüzmede akıntıyı yakalayamam neticesinde 400 küsür kişiden 390. olmak bisiklette ise her ne kadar 70 küsür kişiyi geçsem de potansiyelimi tam anlamıyla yansıtamadığımı düşünüyordum. Benim açımdan iyi olan tek şey, koşu süremin bir önceki yıla kıyasla iyi gelmesiydi.
Yarışların zor yanlarından birisi de etkinlik alanına ulaşmak çünkü yollar genelde kapatılmış oluyor ve start noktasına ulaşmak için öncesinde planlama yapmak gerekiyor. Bu yarışı özel yapan şey ise yarıştan hemen sonra mesaiye gitmek zorunda olmamdı. 11:30 da ilk operasyonum vardı, yarış 8:15'de başlayacaktı ve hedefim 10:45 arabayla etkinlik alanında ayrılmaktı. Yani yarışı iki saat onbeş dakika civarlarında bitirebilirsem çok sevinecektim. Zwift skorlarım bunun mümkün olduğunu söylese de gerçek dünyada Zwift'deki watt değerlerini tuttumak pek mümkün olmuyor.
Yarış sabahı rutinlerimi tamamladıktan sonra yola çıkıyorum ve arabayı park ettikten sonra iki dakikalık kısa bir pedalın ardından etkinlik alanındayım. Kendimi yormadan start almak adına sponsor alanlarından birisindeki şezlonglarda yarışı bekliyorum. Saat 8'de uzun parkurcuları yolculadıktan sonra bizim yani kısa parkurcuların başlangıç dizilimi başlıyor. Gerilerden çıkacağım çünkü ön sıralardaki hengame ve kaza riski beni tedirgin ediyor.
Start verildikten sonra yaklaşık üç kilometrelik nötral bir sürüş oluyor, yolun genişlediği bir alanda ise asıl start başlıyor. Amacım asıl starta sakin bir toplam içerisinde girmek. Bu yarış için de rekabetçi bir hedefim yok, öncelik kazasız bitirmek ama çok da gerilerde de kalmak istemiyorum çünkü bu kez ön gruplara yetişmem zor olacak ve hedef süreme ulaşmam zorlaşacak.
Nötral startla birlikte yavaş yavaş önlere geçmeye başlıyorum. Çok sayıda şehir, mtb, tur bisikletli var. Bu kadarının benim önümden başlamasına şaşırdım, acaba ben yine mi çekingen davranmıştım ?
Asıl startın verileceği alana yaklaşıktıkça etrafımdaki profil de homojenleşti ve asıl start ile birlikte Sabancı Bulvarı'na çıkana kadar solo bir atakla ilk grubuma girdim. Biraz soluklandıktan sonra aslında daha hızlı gidebileceğimi fark ederek bir atak ile yaklaşık 100-150 metre ötedeki bir diğer gruba yetiştim. Bacaklarım iyi durumdaydı, nabzım yine patlamıştı ama ben bu hisse alışmıştım. Sabancı Bulvarı'ndan Anadolu Bulvarı'na bağlanırken bir başka gruba girdim. Yarışın ilk tırmanışı başlamak üzereydi ve daha fazla atak yapmak istemedim. Eskişehir yolunu katetmemizle beraber eğim kendini hissetirdi ve gruptan kopmalar başladı ancak hissiyatım ve bacaklarım basmamı söylerken nabzım sakin kalmamı söylüyordu. Tabiki nabzımı dinlemedim ve bastım, tırmanışın ortalarında arkama baktığımda yalnızdım.
Zwift işe yaramıştı, sürücü profilim tırmanışa daha yatkındı ve çok mutluydum. Birinci tırmanış bitmişti şimdi kısa bir düzlük etap peşine yarışın en kısa ama en sert tırmanışı sonra da uzun bir iniş ve sonra da ikinci tırmanış olan Hoşdere vardı. Sert tırmanış öncesinde Öveçler tünelinden geçip biraz serinledim ve nabzımı dindirdim sonra da az önce andığım sert tırmanışa hızlı girip patlayıcı bir güç harcadım. Sırada uzun bir iniş var, iyice nabzım yerine geliyor ve sonra Hoşdere tırmanışı başlıyor. Birinci tırmanıştaki performansımdan dolayı daha özgüvenliyim, Hoşdere'de de bacaklarım oldukça iyi durumda, Elmadağ tırmanışındaki gibi slaloma hiç düşmeden nabzım patlak ama bacaklarım dinç biçimde Turan Güneş'e doğru hafif inişle yine kısa bir rahatlama yaşıyorum. Sırada yine uzun bir tırmanış silsilesi var.
Turan Güneş'de de kendimce iyi performans sergilediğimi düşünüyorum, Eymir kavşağından geçerken koşu gruplarının oluşturduğu harika bir cheerzonedan geçiyoruz doğrusu oldukça keyifli ve motive edici bir andı. Kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum.
Yarışın en kırıcı kısımları geride kaldı, parkuru yarıladık. Bundan sonra tek bir tırmanış var ama ekseriyetle iniş yapacağız. Etrafımdaki yarışçı profili iyice değişti genelde takım ya da üst düzey amatör gruplar var. Tam da buralarda Özgür Tuncer ile karşılaşıyoruz aslında kendisiyle henüz tanışmamıştık ama İncek inişine kadar olan kısımda kendisiyle dönüşümlü olarak birbirimizi çekerek çok sayıda atleti geride bıraktık. 30 saniyelik interval çalışmaları yaptık desem yanlış olmaz sanırım. Ve tam da bu esnalarda yarışı iki saat altında bitireceğimi anlıyorum. Hedefimdem tam 20 dakika daha önce.
İncek inişlerine geliyoruz, değil yarışın bisiklet sürüşlerinin en nefret ettiğim tarafları, derin, kamikaze inişleri...
Fizyolojik yapım nedeniyle tırmanışa daha yatkın olduğumu bu yarışta daha iyi anlamıştım ama aynı nedenle de inişlere yatkın değilim. Yarış günü itibarıyla 69 kiloyum. Sistemim ise suluklar hariç yaklaşık 8.5 kilo. İnişlerde ayrıca kendime de güvenmiyorum mekanik bir aletin fren sistemine de. Kavşakların kapalı olmasına rağmen yola çıkma ihtimali olan yaya ya da diğer araçları saymıyorum bile. Bu yüzden Özgür ile aram iyice açılıyor. Dahası düzlüklerde ve yokuşlarda yakaladığım bazı atletler yüzde 10u geçen bu uzun kamikaze inişlerinde tek bir pedal çevirmeden dahi beni geçiyorlar.
Geriye tek bir tırmanış kalıyor: Dodurga. Parkurdaki tek traşlanmış tırmanış. Traşlı kısımdan tırmanışa başladığımda ben hariç diğer atletlerin hepsinin tek bir çizgi üzerinde dümdüz gittiğini fark ediyorum, buna anlam veremesem de bir süre sonra yokuştaki traşlanmamış tek yerin şerit çizgileri olduğunu fark ediyorum. Atletler de bu çizgilerin üzerinden giderek hem daha az yuvarlanma direncine maruz kalıyormuş hem de daha konforlu bir sürüş deneyimi elde ediyorlarmış. Geç de olsa bunu farkedip ben de bir çizgiye giriyorum ancak bu kez de dışarıda sürüş yapmanın eksikliğini hissediyorum çünkü hepi topu bir karışlık bir alanda üstelik tırmanış yaparken bisikleti düz sürmem gerekiyor. Zor da olsa başarıp artık geriye rolling bir kaç kilometre kalıyor.
Son kilometrelerde yine birkaç atletle dönüşümlü sürdükten sonra nötral startta indiğimiz parke taşlı hafif yokuşu tırmanarak yarışı bitiriyorum. 1 saat 57 dakika. yaşta 19/71 genelde ise 108/404
İlk bisiklet yarışımı kendi adıma oldukça iyi bir derece ile bitirdim, sonuçta çok ama çok mutluyum. Okuduğunuz için teşekkürler.