Sayfalar

29 Nisan 2012 Pazar

Pentagram'ın Yeni Albümü MMXII Üzerine Birkaç Karalama



27 Nisan 2012, Son konser albümünden dört, son stüdyo albümünden ise 11 yıl sonra Pentagram yeni bir albümle karşımızda. Doğrusu 2004-2007 arası geçen sessiz dönemi takiben 2007 sonrasında grubun yeniden konserlere başlamasıyla, albüm çıkarmasa da olur, yeter ki çalsınlar dediğimiz bir gruptu Pentagram ancak insanoğlu maymun iştahlı olduğu için artık yeni albüm beklemeye başlamıştık, Murat İlkan'ın hastalığı ile hayaller suya düştü derken yeni vokalle yola çıkıldıktan yaklaşık iki yıl sonra yeni bir albüm geldi. Diğer albümlerin aksine bir şarkı ismi olmayan bu albüm bulunduğumuz yılı ifade ediyor ve sene ismini taşıyan ikinci Pentagram albümü olma niteliğini de haiz. (İlki için bknz: 1987)

Pentagram konserlerine gidenler bilirler, Metin nam-ı diğer Metoboy'un gitarının sesi çok kısıktır, Hakan Utangaç'ın gitarı ise adeta mekanı doldurur. Sesleri dengelemek istiyorsanız, Metin taraflarına yakın durmanız gerekmektedir ancak takdir edersiniz ki albümü dinlerken böyle bir seçenek maalesef bize verilmiyor ve Metin'in sesi, diğer albümlerin aksine, bu albümde çok az çıktığı için yer yer kulağınızı hoparlöre dayamak zorunda kalabiliyorsunuz.

Eski albümlere oranla, melodinin pek de yer verilmediği bir albüm olmuş, o canım hicaz gamından sadece bir iki şarkıda nemalanabiliyorsunuz o kadar, lead gitarın sesinin az çıkmasıyla adeta bir hard rock albümü gibi olmuş hatta biraz daha zorlarsak bir başka harika grup Kurban'a benzetebiliriz.

Gökalp Ergen'i ilk olarak Sonisphere 2010'da DİO söylerken dinledik, o zamanlardan pek içimize sinmese de açıkcası yeni albümde sesi İlkan'a çok benzemiş ama eminiz ki benzetmek için çaba harcamamıştır ayrıca İlkan'ın yapmadığı çığlıkları Ergen yapmış ve çok da iyi olmuş. Kısacası Gökalp Ergen'e fazlasıyla ısındık.

Politik ve ontolojik sözlerden uzaklaşılmış gibi sanki, bilhassa Türkçe şarkı sözleri vasat kalmış hele ki uzaklarda isimli şarkı tipik bir pop şarkısı gibi, basit sözlü ve tekrarlardan ibaret.

Albüm kartoneti harika, Turgut Berkes modellik yapmış ve Gepetto'nun Pinokyo'yu yaratması gibi bir kukla yaratıyor ve elini tutarak onu kıyametimsi dünyaya götürüyor. Çok yoruma açık bir kompozisyon, eski Pentagram'dan yola çıkarak ben bunu şöyle yorumladım. Değer verdiğin, özendiğin, yetiştirdiğin, geliştirdiğin şeylerle ne kadar övünsen de onların karşına dikilecek şey bu boktan kapitalist dünyadır. Her bir şey yozlaşmaya mahkumdur.

Sonuç olarak:

Açıkcası beklentimi biraz düşük tutmuştum o yüzden beklentimin üzerinde bir albüm geldi ancak Kurban tarzı müzikten hoşlanamayan bünyelerde bu albüm biraz tatminsizlik yaratabilir fakat yine de bir St. Anger faciası olmayacağı aşikar.

Apokalips şarkısının sonundaki dizelerle bitirelim, pek tabii Türkçesi ile:

karanlık çöktükçe tüm bu diyarlara,
yardım elini anımsarım.
ve bu kan tufanında
yardım eline muhtaç olacağım.
mütevazi yazgımla uğraşamayacağım,
ne kadar müphem olsa da, ben bir insanım.


14 Mart 2012 Çarşamba

Sabaton - Wehrmacht [Türkçe Çevirisi]

 Moden savaşların, post modern destancısı Sabaton'un bir başka şaheserinin Türkçe sözlerini aktarmaya çalışacağım. Bu seferki şarkı ikinci dünya savaşı ile ilgili. İkinci dünya savaşı'ndaki Alman ordusunu konu alıyor. Onunla ilgili ufak bir destan yazılmış.



 Wehrmacht [Alman Ordusu]



çekildi son bin yıldır süregelen,
savaşın içine rüyetkarlık için .

durdulamayan bir makinenin,
merhametsiz gelgitlerin bir parçası .

onlar kurbanları mıydı savaşın yoksa mağrur kısımları mıydı büyük hedeflerin?
devletin propagandası amiraneydi.

şimdi yine savaş ızdırap kapılarının ötesinde kızışıyor.
zayiat arttıkça, milyonlar ölüyor. hepsini gördüler mi?

çıldırmış, delicesine birisi mi yoksa yolunu kaybetmiş bir çömez mi?
devletin büyük aldatmacısı o zamanlar için gerçek sanılabilirdi.

panzerler yolda, ordunun belkemiği onlar
dev cehennem tasviri
peki ya emirleri yerine getiren askerler?

Ad victoriam
Ex machina
Non sibi sed patriae

durdurulamasa da, merhametsiz gelgitlerin,
makinenin bir parçası










4 Mart 2012 Pazar

Pop Olana Dair Tespit Denemeleri





Bir ayrım; Kitle kültürü, Yüksek kültür, Underground

İlk olarak kitle kültürü, popüler/alt kültür ve underground kültür ayrımı yapmak istiyorum. Yüksek kültür belli bir birikime dayanan ve de belli bir birikime sahip kitleye hitap eden eserleri ihtiva eden bir kültür durumudur. Müzikte ‘Oda Müziği’ gibi. Kitle kültürü ya da popüler kültür ise daha az entelektüel olan, dönemin koşullarına uyum sağlayan, gündelik yaşamla sıkı sıkıya bağlı bir kültür durumudur. Underground kültürü ise yer altı kültürü olarak çevirmek mümkün olsa da Batı’da muhalif içerikli bir harekatın kültürü olarak kabul edilir ve de çeşitli sanat dallarından akımları içinde bulundurmasından dolayı bazen yüksek kültürde bazen de alt kültür içinde kendine yer bulur.

Popüler kültürün özelliği hepçil ve kapsayıcı olmasıdır, yani popüler kültür bir toplumda farklı noktalarda bulunan birçok şeyi ortak bir noktada buluşturabilir, sınırlarını yok edebilir, içeriğini eritebilir niteliktedir. Bunun en somut örneğini ne tarz müzik dinliyorsun sorusuna yanıt olarak verilen “kulağa hoş gelen her şeyi dinlerim” cevabıdır. Genelde belli bir müzikal altyapıya ya da zevke sahip olmayan kişilerin verdiği popüler kültür ürünü olan bu cevap farklı müzik türlerini bir araya getirmekte ve onların kendine has özelliklerini yok etmektedir.

Tarzsız Tarz: Popüler Müzik

Özellikle ülkemizde “Pop Müzik” adı altında yeni bir kategori oluşturulmuş durumdadır. Ancak bu kategori müziğin endüstriyel yönüne değil de direk olarak biçimsel yönüne vurgu yapmaktadır; keza bunun en açık örneğini Kral TV isimli televizyon kanalının yayınlarında görebilmekteyiz.1995 Yılından beri söz konusu kanalda bir yarışma düzenlenmekte ve yarışmaya o yıl için adını en çok duyurmuş şarkı ya da şarkıcılar katılmakta kazanan ise halk oylaması ile belirlenmektedir. Rock, arabesk, halk müziği gibi kategoriler ihtiva eden bu yarışmada bir de pop müzik kategorisi daha vardır. Doktrinde pop müzik denilince anlaşılan endüstriyel müzik iken bu ülkemizde apayrı bir tarz halini almıştır, bu tarzda ise dönemin teknolojisine uygun dijital teknoloji ile hazır sesler üzerine basit, metaforik olmayan, düşünmeye sevk etmeyen şarkı sözleri en az birkaç kez tekrar dayanarak oturtulmaktadır. Haliyle gerek müzikalite gerekse de sözsel anlamda pek de zengin bir içerikle karşı karşıya kalmıyoruz yani içeriği olmayan bir şey bize tarz olarak sunuluyor. Bununla beraber yine aynı kanalda ve kanalın yayın akışlarında belli başlı ticari müzik gruplarının ya da şarkıcılarının şarkıları da rock, halk müziği olarak anons edilmektedir. Örneğin “Manga” isimli grubun şarkıları anons edilirken genelde bir rock vurgulaması yapılmaktadır. Oysa grubun icraatleri gerek içerik gerekse de matematiksel müzik olarak pek de muhalif rock tarzına ya da underground olarak nitelenen rock tarzına gönderme yapmamaktadır. Direk olarak piyasayı hedef alma ve karlılık söz konusudur. Yabancı ülkelerde ve bizde görülen bir başka ayrım da “boyband” ya da “girlband” gruplarıdır. Sadece kadın veya erkek şarkıcılardan oluşan  bu topluluklar daha çok göze hitap etmekte ve herhangi bir enstrüman kullanmadan ürettikleri şarkılar yine basit içerikli olmaktadır. Dünyadan “Backstreet Boys”, Türkiye’den ise “Hepsi” bu gruplara örnektir.

Sonuç olarak Türkiye’de popüler müzik adı altında bir kategori oluşturulmuş durumdadır. Halbuki popüler müzik sadece dar anlamda dar kalıplar içerisinde düz anlamsal sözlerden ve kalitesiz düzenlemelerden oluşan bir müzik akımı değil de bu akımı ve daha fazlasını içeren bir durumdur.

Medya, Müzik ve Yanlış Bilinç

Ülkemizde ana akım medya yöneticileri ya da patronlarının sıkça sarf ettiği bir söz öbeği vardır: “Halk bunu istiyor” Bu sayede yayınladıkları içeriğe meşruluk kazandırılmakta ve de bu içeriğe paralel başka içerikler sipariş edilmektedir. Aynı durum müzik için de söz konusudur. Genellikle basit içerikli ve halkı yozlaştırıcı müzik yayını yapmakla suçlanan kanalın yöneticileri, yayın akışlarını halk bunu istiyor diyerek meşrulaştırmaktadır. Ancak medya halka tüm müzik türlerinden belli başlı parçalarını sunup da halkın hangisini isteyip istemediğini maalesef araştırmamaktadır. Yani Marx’ın yanlış bilinç betimlemesine benzer bir durum izlerkitle için ortaya çıkmaktadır. Kitle kendi istediğini, kendi tercihini izlediğini sanmakta ancak ona başka alternatif sunulmadığı için ona dayatılanı izlemekte ve de diğer türlerin farkına varamamaktadır.




29 Şubat 2012 Çarşamba

Sabaton - Primo Victoria [Türkçe Çevirisi]

 ikinci dünya savaşı'nın kaderini etkileyen, normandiya çıkarmasını konu alan, bir başka deyişle bu çıkarma hakkında destan yazan bir sabaton şarkısı. bu çıkarma ile ilgili en bilinen diğer şarkı da iron maiden'ın 'the longest day' isimli parçasıdır kuşkusuz. zira şarkı da 1962 yapımı aynı isimli filmden büyük izler taşımaktadır.



cennete gitmek için,
cehenneme doğru, Nazi hattına saldırıyoruz.
ilk zafer

yıllardır eğitiliyoruz,
şimdi saldırı için hazırız.
büyük operasyonun başlaması için
bizler ilk dalgayız
ilk ölecek olanlarız
ama bizden önce de ölenler oldu.

şafak sökünce,
bedelini canlarıyla ödeyecekler.
bugün yazıldı tarih.
bu cehennemde,
sahile çıkınca hiçbir şeyin
ortada kalmayacağını biliyorlardı .

cehenneme sebep olsak da cennet için adanmışız.
biz kazanacağız, onlar kaybedecek.

cennete gitmek için,
cehenneme doğru, Nazi hattına saldırıyoruz.

6 haziran 1944
batı avrupa'nın kıyılarında
normandiya çıkartması önümüzde.

bu savaş benzeri şey için
daha önce de burdaydık
çapraz ateş sahili hırpalayabilir
emirlerimiz basitti
öl ya da öldür
kan her iki taraftan da akacak.

şafak sökünce,
bedelini canlarıyla ödeyecekler.
bugün yazıldı tarih.
mihver devletlerle savaşta olduğumuzdan,
biliyoruz zamanın bize ne getireceğini.

6 haziran 1944.
müttefikler savaşı döndürüyor,
normandiya'da anarşi hakim.
overlord*

*operasyonun diğer adı.

18 Şubat 2012 Cumartesi

Sabaton - Saboteurs [Türkçe Çevirisi]

Yakın tarihe yön veren savaşlar hakkında destanlar yazan ama bu destanlarında çok da militarist söylemler içermeyen ve manowar gibi baside kaçmayan bilhassa kaliteli sözler içeren şarkılar yapan Sabaton grubunun şu aralar beni en çok etkileyen şarkısının çevirisini ve de kısaca şarkıya konu olan hikayeyi aktarmaya çalışacağım.

İkinci Dünya Savaşı esnasında, Hitler'in nükleer bomba denemelerini sabote etmek isteyen İngiltere, Norveç'in Telemark bölgesinden kaçan mültecileri sabotaj konusunda eğitmiş ve Telemark'a uçaklardan paraşütle bırakarak Hitler'in tesisini bombalatmıştır. Olayın efsanevi boyutu ise sabotajcıların eylemlerini gerçekleştirdikten sonra 200 kilometre boyunca kayak takımlarıyla kayarak İsviçre'ye kaçmalarında yatmaktadır kuşkusuz. Zaten şarkıda sıkça geçen "tarih yazdılar, viking kanı taşıyorlardı" gibi söz öbekleri de olayı daha da netler niteliktedir.



çevirisi ise şu şekilde, kendim çevirdim, hatalar olabilir.

buzullara bırakıldılar.
donmuş göl platosuna...
nazilerin cehennemine...
kendi topraklarına...

İskoç dağlarında eğitildiler
Kundakçı komanda olmak için
hayatlarının görevi
uzanıyordu onlarında

hizmet için adanmış,
ne yapacaklarını biliyorlar.
kahramanlarıydı onlar buzulun.

savaşçı ruhu
tarihin kitabını yazdılar
İkinci Savaş'ın (dünya) kazanılmasında
lider rolu üstlendiler

kısa bir süre için müttefiktiler
bombayla (atom) mücadele edebilirlerdi
saatlar güne döndü
zaman yavaş geçer oldu

doğa güçlerini sınadıkça
günler ve gecelerce savaştılar
yabaniliğin arasında
canlı kalmak için

hizmet için adanmış,
ne yapacaklarını biliyorlar.
kahramanlarıydı onlar buzulun.

savaşçı ruhu
tarihin kitabını yazdılar
İkinci Savaş'ın (dünya) kazanılmasında
lider rolu üstlendiler

Telemark'ın kahramanları,
damarlarında Viking kanı gezer.
kuzey'in savaşçıları,
sonsuza dek yaşarlar.








9 Şubat 2012 Perşembe

Sabaton - Purple Heart [Türkçe Çevirisi]

isveçli heavy/power metal grubu sabaton'un, primo victoria isimli albümümden bir parça. Grubun diğer şarkıları gibi bu parça da savaş üzerine; hatta manowar'ın modern versiyonu olarak gurubu eleştirenler var ki bence bu konuda biraz yanılıyorlar zira sözleri hem manowar'dan daha derin, hem daha muhalif ayrıca grup müzikal olarak da daha uzun süre dinletebiliyor kendini.

o güzelim sözleri kendimce Türkçe'ye çevirmeye çalıştım, malum edebi çeviriler de bazen karşılık bulmak zorlaşıyor ben de bu yüzden dilimizdeki en yakın anlamı eklemeye çalıştım.




orduya kaydolunca,
bizi komando yaptılar,
m 16 lar ile donattılar,
savaşın içerisine sürdüler bizi.

aysız, karanlık gecelerde,
yıldızlarla ve çizgilerle bürülü,
amerikan sancağı altında hizmet ettik.
upuzun yolları katettik.

bir zamanlar askerdik.
bir zamanlar gençtik.
sonu gördük,
kendi huzurumuzu bulduk.

savaşta ölmüş,
tarihin bir parçasıyız.
savaşta ölmüş,
siperlerde uyuyanız.

cesur yüreğim,
beni hayata döndüremez.
savaşta ölmüş,
hala kardeşlerinin omzunda.

yıllarca uzun çatışmalara girdik.
arkadaşlarımızın gözü önünde kaybolduk.
batarak çamura,
yaralanarak.

biliyorum barışın bedeli yüksek olacak
binlerce canı alabilir.
ve kuvvetli bir inanış...
insanoğlu kendini feda ediyor.

altın kalpli, artık düşmanları yenemeyecek.
gömüldü yerin soğuk diplerine.
sığ mezarım vatanımdır.
kalacağım yerdir sonsuza dek.

savaşta ölmüş
tarihin bir parçasıyız
savaşta ölmüş
siperlerde uyuyanız

cesur yüreğim
beni hayata döndüremez
savaşta ölmüş
hala kardeşlerinin omzunda

6 Şubat 2012 Pazartesi

Gündelik Hayatta Hackerlık [Hacker Etiği]


//tigris tiara


Bu çalışmada korsan kullanımının eleştirisine, eleştirel bir biçimde, yani ana akım yaklaşımına eleştirel yaklaşmayı planladık. Hacker etiği adlı kitap üzerinden gittik ve çeşitli anarşist düşünürlerin kitaplarını okuyarak onların görüşleri ile kendi fikirlerimizi temellendirmeye çalıştık.

İlk olarak hacker sözcüğünün anlamı, hackerlığıın tarihçesi ve “hacker etiği” kavramlarına değindikten sonra güncel birkaç örnek vermeye çalışacağım. Hacker sözcüğünün anlamı ile başlayalım: Aslına bakılırsa, bu kitabı okuyana dek, hackerlığı kötü bir şey, bir eylem olarak düşünmekteydim, kuşkusuz bu kötülük de illegal olmasından ötürü değildi. Daha doğrusu hacker denilince aklımda beliren imgelem, olumsuz bir anlamı çağrıştırmaktaydı. Bu algımda, hacker sözcüğünün dilimize geçerken “internet korsanı” olarak geçmiş olmasının da katkısı var kuşkusuz. Ancak, bilinenin aksine, Hacker, herhangi bir alanda uzmanlaşan kişiye ve o alanda herhangi bir ticari amaç gütmeden, insanlık uğruna çalışan kişiye deniyor. Bu durumda müziğin hackerı olabileceği gibi edebiyat, sinema alanında da hackerlar olabiliyor. Yani hackerlık sadece internete dair bir kavram olmadığı gibi olumsuz bir anlam da ihtiva etmiyor. İnternet korsanlığını karşılayan terim ise daha çok “cracker” kavramıdır. İngilizce de çatlatmak, çatlatıcı anlamında kullanılan bu sözcüğü Türk internet korsanları “patlatmak” olarak dilimize almışlar. Daha çok iyi niyetli olmayan eylemlerde bulunan kişiler de işte bu crackerlar, internet korsanları. Crackerlığın da meşrulaştığı noktalar var elbet, bunlara da değinmeye çalışacağız.

Hacker etiği, Protestan etiğini eleştiren bir anlayış üzerine kurulu diyebiliriz. Zira kesinlikle saf ticari anlayışı reddediyor. İnsanlar bir şeyler yapacaksa, bunu amme hizmeti olarak, insanlığa faydalı olmak için yapması gerekir. Parayı elbette kazanacak fakat sadece kendini gerçekleştirmek için kazanmalıdır. Bu uğraşlar, geçimin sağlandığı ya da geçimden aşılıp, lüks bir hayata koşulduğu, salt bir ticari değerleri ihtiva etmemelidir deniliyor. Burada da temel amaç farklılığı karşımıza çıkıyor. Protestan etiğinde nihai amaç para kazanmaya dayalı bir döngü iken, Hacker etiğinde ise yegane amaç, daha fazla bilgiye ulaşmak ve o bilgiyi de başkalarının paylaşımına sunmaktır. Yani diğerlerinin de bilgiye ulaşılabilirliğinin sağlanmasıdır. Temel değerler de farklıdır elbet, ilkinde kazanç diğerinde de emek en yüce değer olarak atfediliyor. Kitapta bilgiye ulaşma hususi bir Pazar-katedral metaforu ile betimlenmeye çalışıyor. Bunu aktarmaya çalışayım: Katedral sıkı ve katı bir alandır, her şey yüzyıllardır gelen bir gelenekle belirlenmiş vaziyettedir, sorgulamak kesinlikle yasaktır. Verileni alırsın, gerekeni yaparsın. Pazarda ise bunun tersi bir durum söz konusudur. İnsanlar pazara istediği gibi girer çıkarlar, Pazar kavramından anladığımız, Eski Yunan’daki “agoralar”. İnsanların bir araya gelerek bilgi paylaşımında bulunduğu alandır agoralar. Ve katedraller gibi tinsel ya da ritüelistik uygulamaları barındırmazlar. Amaç mutlak bilgiye değil de, bilgiye ulaşmak. Daha çok bilgiye ulaşmak...

Kazanç konusuna gelince, sadece kendilerine yetecek kadar kazanıyorlar. Emeklerinin karşılığında paradan ziyade bir motivasyon söz konusu. Biraz daha somutlaştırmaya çalışayım bu durumu; Bazı forum sitelerinde, özellikle de yoğun medya paylaşımın yapıldığı forumlarda, “emeğine sağlık” gibi yazı öbeklerine çok sık rastlamak mümkündür. Birçoğumuza basit gibi gelen bu söz öbekleri, aslında, birçok paylaşımcı forum kullanıcısı için yegane motivasyon kaynağıdır.
İnsanlar, bir şekilde bilgilerine sınır getirilemeyeceğini öne sürüyorlar. Bu durumu basit bir örnekle somutlaştırmak istiyorum, hatta Türkiye de güzel bir örneğe ev sahipliği yapıyor bu konuda. Mesela otopark mafyaları… Otoparklarda herhangi bir mal üretimi yok, hizmet üretimi de yok ama otopark sahipleri hizmet üretiminin olduğunu söylüyorlar. Bu da şöyle oluyor: biz sizin arabanızı kötü insanlardan koruyoruz. Arabanıza zarar gelmiyor siz de gündelik yaşantınıza devam ediyorsunuz. Tıpkı Microsoft’un dediği gibi, “ben sizi kötü niyetli yazılımlardan koruyorum” diyorlar. Halbuki kötü yazılım üreten de kendisi, koruduğunu iddia eden de kendisi. Hackerlar da diyor ki: “Hayır! Tehdidi yaratan zaten sensin, sen ortadan kaybolursan bizlerin zaten virüs yazılımına ihtiyacımız kalmaz zira virüs diye bir kavram ortadan kalkar. Buradan meşruiyet zeminlerini bulan hackerlar, otopark mafyasına darbeyi indiriyor, zaten halkın olanı, halktan gasp edileni, yeniden halka kazandırıyor. Windows’u kırarak, insanlar bilgiye ulaşsın diye, üretimde bulunsunlar diye, serial keylerini internetten yayıyorlar. Bir başka örnek daha vermek istiyorum: bu örneğe eminim daha çok aşinayızdır, fotokopiciler… Ben elimden geldiğince ders notu tutmaya gayret ediyorum. Tuttuğum ders notlarını da civardaki fotokopicilere bırakıyorum. Derse haklı gerekçeyle gelemeyen arkadaşlar yararlansın diyerekten. Başka bir fotokopici de geliyor bu notlarımı bir şekilde elde ediyor veya bana satın alma isteğini bildiriyor. Bu notları ben diğer insanlara satacağım diyor. Böylelikle hem sen para kazanacaksın, hem ben kazanacağım hem de daha çok insan bilgiye ulaşacak diyor. Ancak ben bunu reddediyorum zira fotokopicinin ortaya koyduğu bir emek yok, dahası tıpkı yayınevleri inanılmaz paralar kazanacak tüm emeği ben verdiğim halde, son olarak da, gerçekten ihtiyacı olan ve maddi durumu elvermeyen arkadaşlar notlara erişemeyecekler.

//elpis

Ben de piyasadaki basılı materyalin durumundan söz etmek istiyorum kısaca sona yaklaşırken: Bir derginin, kitabın okuyucuyla buluşması için harcanacak para, birim başına, o ürünün fiyatının, karlarla birlikte %90’nı oluşturuyor. Yani yaklaşık %10 gibi bir miktar da yazara kalıyor. Yayınevleri ve dağıtımcılar ise bu işten aslan payını kapıyorlar. Hatta, en çok satan olmadığınız sürece kitap yazma işinden para kazanılmıyor, öyle ki bazı yayınevleri, yazara para ödemek yerine, yazara, kitabından belli miktarlarda kopya veriyorlar. Bu kitapları alan yazarlar da, kitaplarını kütüphanelere bağışlıyorlar ya da eş dosta dağıtıyorlar. Yani ortada telif hakları diye bağıran yazarların büyük çoğunluğu, “en çok satanlar listesine” girmeye uğraşıyorlar yani bu işi ticaret için yapıyorlar. Hackerler da -bu yazarların kitaplarını okudukları meçhul olan kitle- bu kitapları okuyan kitle için de kolları sıyırarak, onların bu kitaplara çok düşük ücretlere ulaşmasını sağlıyorlar hatta e-book’ların yayılması ile bu kitaplara artık ücretsiz olarak ulaşmak da mümkün. Yani yine bir bilgiye ulaşma, ulaştırma isteği söz konusu. Kaldı ki, bu işi ticaret için yapmış olsalar da, yazara giden %10’luk payından kaçınmaları söz konusu değil. Hackerların derdi, hak etmediği halde %90’lık kısımından büyük ölçüde nemalananlar. Yani yukarıda sayılan otopark ve fotokopi örneklerine benzetebiliriz bu durumu da. Gerçi, hapishanede olup da, haksızlığa uğradığını iddia edip ve bazı gerçeklerini öne sürdüğünü belirten bir kitap yazan kitabın yazarın kitabı için, hackerlara göz açtırmaması ne kadar tutarlı bilinmez. Amacın gerçekten insanları bilgiye ulaştırmak mı yoksa para kazanmak mı belli olmayan bu durumu da aktardıktan sonra birkaç ufak noktaya daha değinmek istiyorum.



KAYNAKÇA
--HİMANEN PEKKA, HACKER ETİĞİ, AYRINTI YAYINLARI
--KROPOTKİN, ÇAĞDAŞ BİLİM VE ANARŞİ, ÖTEKİ YAYINEVİ